Karanlık bir sabah uyanmıştı Adem. Hava değil, içi karanlıktı. Dışarıda hayat akıyor, insanlar işe gidiyor, çocuklar okula koşuyor, şehir uğulduyordu ama onun içinde bir sessizlik vardı: "Ben kimim ve neyin içindeyim?"
Bir işe sahipti, bir evde yaşıyordu, kahvaltı yapıyor, uyuyordu ama yaşamıyordu. Her şey tamam gibi görünüyordu ama bir eksiklik vardı. Tarif edemediği, adını koyamadığı bir eksiklik. İşte o eksiklik, Adem’i yürümeye mecbur bıraktı. Ama bu bir yürüyüş değil, bir arayıştı.
Mehmet Yıldız’ın Arayış kitabı, Adem gibilerin hikâyesi. Yani hepimizin. Kaybettiğini bile bilmediği bir şeyi arayanların, içini susturup dışa uyananların, doğruyu başkalarının tarifinden öğrenen ama yanlışlığını yüreğinde hissedenlerin öyküsü bu.
Kitap bir yolculuk anlatıyor. Ama uçakla değil, arabayla değil… İçeriye yapılan bir yolculuk bu. Sayfalarda şehirler yok ama duygular var. İstasyonlar yok ama kırılma anları var. Ve her durakta bir ayna tutuluyor okuyucuya. Mehmet Yıldız, öğretmek için değil; hatırlatmak için yazıyor. Çünkü bazen insanın en çok unuttuğu şey, kendisidir.
Arayış sadece kişisel gelişim cümleleriyle dolu bir kitap değil. İçinde yalnızlık var, inanç var, korku var, umut var, çocukluk var, kırgınlıklar var. Ama hepsi bir araya gelince, seni sen yapan o öz çıkıyor ortaya. Kitabın içinde geçen diyaloglar, iç sesler, bazen bir dervişin sözü, bazen bir çocuğun gözyaşı kadar etkili.
Bazı satırlar var ki sanki sen yazmışsın da unuttuğun bir günlüğü yeniden okur gibi oluyorsun. Özellikle öyle bir yer geliyor ki… Duruyorsun. Çünkü devam etmek için önce o cümleyi sindirmen gerekiyor.