Aristokrat Penelope Ward
Penelope Ward’ın kalemini seven biri olarak Aristokrat’a büyük bir merakla başladım ve kitabı bitirdiğimde hissettiğim şey tek bir duygu değil, tam anlamıyla karışık ama yoğun duygulardı. Bu kitap beni hem çok duygulandırdı hem de bazı noktalarda içten içe kızdırdı ama yine de etkisinden kolay çıkamadım.
Hikâye, koruyucu ailelerde büyümüş, hayata temkinli yaklaşan ve kimseye kolay bağlanamayan Felicity ile İngiliz bir aristokrat olan Leo’nun bir sahil kasabasında yollarının kesişmesiyle başlıyor. İlk bölümde anlatılan yaz aşkı o kadar masum, sıcak ve yavaş ilerliyor ki okurken gerçekten keyif aldım. İlişkilerinin aceleye getirilmemesi, aralarındaki güvenin adım adım kurulması ve Leo’nun kibirden uzak, kibar tavırları hikâyeyi benim için çok özel kıldı. Bu kısımda aralarındaki bağ fazlasıyla gerçekçi ve içtendi.
Elbette her yaz aşkında olduğu gibi burada da ayrılık kaçınılmazdı. Leo’nun İngiltere’ye dönmesi, Felicity’nin kendi hayatını geride bırakma korkusu ve aralarındaki sınıf farkı hikâyeyi daha derin ve kırılgan bir noktaya taşıdı. Bu aşamaya kadar her şey oldukça yerindeydi.
Kitabın ikinci kısmı ise bambaşka bir duygu dünyasına açılıyor. Dramın dozu artıyor; yanlış anlaşılmalar, kaçırılan zamanlar, mektuplar ve geç kalmışlık hissi kalbe dokunuyor. Özellikle Felicity’nin tarihin yanlış okunması yüzünden Leo’nun kapısına gidip onu evli bulduğu sahne beni gerçekten sarstı. O an yaşanan hayal kırıklığı ve yıkım çok güçlüydü.
Bu noktadan sonra hikâye beni hem duygulandırdı hem de zorladı. Leo’nun ailesi için yaptığı evlilik, Felicity’ye olan duygularından kopamaması ve yaşanan karmaşa bana zaman zaman fazla geldi. Yine de tüm bunlara rağmen Leo ve Felicity arasındaki bağın gerçekliği, aşklarının derinliği ve birbirlerinden vazgeçememeleri