“Bram konuşamadı. Susanna şey görünüyordu... ‘Güzel’ demesi gerektiğini düşündü. Ancak ‘güzel’ bunu karşılayacak kadar güçlü bir kelime değildi. Baş döndürücü, nefes kesici ya da tahrip edici de öyle... Yine de sonuncusu diğerlerine göre daha yakındı.
Etkileyiciliği yalnızca genç kadının dış görünüşündsn kaynaklanmıyordu. Bram’i baştan çıkaran, kadının duruşunda, sesinde, güzel mavi gözlerindeki imalı davetti. Sanki Bram’i bekliyormuş gibi görünüyordu. Sadece bu akşam değil, her akşam. Susanna tıpkı bir yuva gibi görünüyordu.”
Yıl 1813 İngiltere’nin Sussex Spindle Koyu.
Tessa Dare’in bu okuduğum üçüncü kitabı ve akıcı, esprili dili, yazdıgı eğlenceli ve sıradışı karakterleri ile kendisi sevdiğim historical yazarlarından biri oldu.
Yarbay Victor Bramwell, çarpışmada yaralanmıştır. Uzun bir iyileşme döneminden sonra da baba mesleği olan askerliğe- cepheye dönmek için ordu kahramanı, mucit Lewis Finch’ten yardım ister, başına gelecekleri bilmeden. Lewis Finch de Bram’e, yaşadığı Spindle Koyu’nda bulunan az sayıdaki erkekten bir milis gücü oluşturup yüksek rütbeli subayların denetiminden geçirirse, cepheye dönmesi için destek olacağını söyleyince, Bram de mecburen kabul eder bu teklifi. Ama ikisinin de hesaba katmadıkları şey, Lewis Finch’in güzel, zeki, inatçı, becerikli kızı Susanna’dır. Susanna, çeşitli nedenlerle sosyetenin dışladığı leydilerin agırlandığı Spindle Koyu’nda düzenlediği farklı etkinliklerle , leydilerin kendilerini özgürce ifade edebilmeleri, tedavi olabilmeleri ve kendilerini geliştirebilmeleri için calışmalar yapmaktadır. Bram ve Susanna milis calışmalarının başladığı andan itibaren, bir yandan sürekli mücadele etmekte, diğer yandan da birbirlerine doğru çekilmektedirler. Bu arada Bram’e kahramanlığından dolayı konutluk ünvanı da verilir ve