Ateşi Çalmayı Deneyenler İçinAhmet Erhan

·
Okunma
·
Beğeni
·
549
Gösterim
Adı:
Ateşi Çalmayı Deneyenler İçin
Baskı tarihi:
Ocak 1992
Sayfa sayısı:
88
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754943419
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilgi Yayınevi
..."Ahmet Erhan, abartmasız üretken ve verimli bir ozan. 1981-92 yılları arasında sekiz kitabı yayımlanmış. Üstelik ilk kitabı 'Alacakaranlıktaki Ülke'den son kitabına kadar şiirini geliştirebilmiş ender ozanlardan biri. Öyle sanıyorum ki, bu dönemin ozanları arasında, tartışmasız genel kabul görebilecek en önemli ve en çok kendisi olabilen ozanı Ahmet Erhan'dır."
- Kemal Gündüzalp-
(Arka Kapak)
Kısa olduğu halde sanırım en uzun zamanı vererek okuduğum şiir kitabı oldu. Ağır ağır, her bir mısrasını sindirerek, yüreğimden süzerek, hücrelerime işleyerek okudum. Yordu beni Ahmet Erhan . Duygularımın fay hatlarını sarsıntıya uğrattı. 9.8 büyüklüğünde depremler yaşattı. Tükendim, yok oldum ama yeniden büyüyüp yeşerdim sayfalarında onunla beraber.

Yüreğine kelepçe takılmış Ahmet'in ruhu vardı sanki yanımda. Kitap sayfalarından çıkıp gelmişti. Acıların girdabında kayboldukça yeniden kurtulan ve her yıkıldığında kalemine tutunup, kaleminden güç alarak ayağa kalkmayı bilendi o. Hiç kullanılmamış sıfatlar yakıştırmak istediğim kişi oldu. Onunla bütünleştim. Acı çektim, ezildim, feryat ettim. Yaşamı avuçlarımın içinde sımsıkı tutarak ölümün kıyılarında soluksuz kalırcasına koştum onunla beraber.

Başını iki elinin arasına koymuş öyle düşünceli öyle çaresiz oturuyordu yanı başımda. Ölüm onu işgal etmişti ama yaşamı bağrına basmayı bilmişti sanki. Neden diyordu hep neden. Sorularına ve yaşadıklarına bir neden bulamıyordum. İnsan acıyı ve ölümü pek sevmezdi ama o seviyordu. Bitik ama yine de hep gururluydu. Örselenmiş acıları vardı.

İste o öyle bir adamdı. Ne dünya onun varlığını kaldırabiliyordu ne de o dünyanın. Kaçışları kendinden bile saklanış sayılmıyordu artık. Bu adam hüzün kokuyordu buram buram. Çaresizlik kanına işlemişti. Yurdu gibi yaralıydı ve kan sızıyordu düşüncelerinden. Bir şeyleri değiştirebilmeyi amaçlıyordu.

Bu kez şiirlerinde ölmek, bitmek, yok olmak istiyorken bile aynı zamanda hep isyan edercesine yine yeniden doğmak istiyordu. Her doğuşunda geceyi yırtarcasına çığlık çığlığa bağırıyordu. Sen sus şiirin konuşsun dedim ona. Kendi sustu ve şiiri konuşmaya başladı. Şiirleriyle benimle konuşuyordu adeta.

Her hissettiğini kelimelerle ilmek ilmek örüyordu mısralarında. Bir tabloya resmedilmiş gibiydi her bir şiir. Saatlerce seyretmeye doyulmuyordu. İnsanın içine işliyordu yazdıkları.

Kibele'nin son oğluydu o. Bütün ölecek çocukların yerine ölüp tekrar tekrar doğuyordu dünyaya. Her doğuşunda yeni şiirler getirip bırakıyordu avuçlarıma. Her şiirinde hüzünle bakıyordu sanki kalbi acıyan adam. Umutsuzdu ama kendine yeni umutlar aramaktan vazgeçmiyordu. Sana dair yazacaklarım bitmez ama başka kitaplara saklamak istiyorum. Bu okuduğum beşinci kitabın ve daha çok kitabın var okuyacağım.

Kitabı dört başlık halinde özetlersem eğer;

Birinci bölüm: "Sonun Sonsuzluğu"
Çok çok çok güzel güzel güzel güzel uzun bir şiirden oluşuyor. Nasıl anlatacağımı bilemedim.

İkinci bölüm: "Ateşi Çalmayı Deneyenler İçin" yani nasıl anlatsam, ne söylesem gerçekten bütün harfler, kelimeler anlamsız kalır yanlarında. Kitabın en beğendiğim yeriydi. Her şiiri (yazı-şiir) tekrar tekrar okuduğum, alıntılarını paylaştığım yetmeyip defterime yazdığım sayfalar.

Üçüncü bölüm: "Kybele'nin Son Oğlu" kitapların yakıldığı günlerden gelen, bir yasaklama bir karşılaşan, sözcüklerine kilit vurulmaya çalışıldığı için şair olmaya sözüm var yenilmeyeceğim diyerek başkaldıran bir adamın duygu boşalmalarıydı.

Ve kitabın bitişini gösteren beni üzen son bölüm: "Milattan Sonra"
MCMLXXX ve Eylüldür şiiri ile ne olduğunu tahmin edebilirsiniz.

O kadar yavaş okuduğum halde yine bittin yine üzdün. Şimdilik elveda sevgili Ahmet Erhan "Hep var olan yitikliğim benim".
1
Acı, bir ırmak gibi
Doluyor yüreğime
Bardaktan boşanırcasına ağlamak istiyorum
Beni artık ne çiçekler
Ne çocuklar kurtarır
Ne de o her gün
Yinelenen doğum.

Fırtına ektim
Rüzgar biçtim şu dünyada.
Acı, tepeden tırnağa acı çekiyorum
Ey, yüreğimde hep ölüme doğan İsa!
Haydi, yeniden çarmıha geril
Bu son ölümün olsun
Ve bir daha doğma!

2
Öldürmeyeceğim kendimi
Ama, keşke öldürseydi diyeceksin bana.
Öldürmeyeceğim kendimi
Ama, bir ağıt yakmak
Gelecek içinden;
Aklımı yakıyorum çünkü ben
Yaşanmış, yaşanacak bütün günlerimi.

İntihar diye bir şey
Yok bu dünyada
Ölümle biten bir intihar yok
Asıl intihar
Gün gün yaşamakta

Öldürmeyeceğim kendimi
Ama; keşke öldürseydi
Diyeceksin bana.

3
Yüreğime bir tanım
Bulabilmek için
Yollara vurdum kendimi,
Dillere düştüm.
Ben hangi yalnızlığın tarihi,
Hangi umudun
Tarih öncesiyim?
Birbaşıma kalakalmışım uzak,
Uzak ufukların sonsuzluğunda
Kollarım ardına kadar
Dünyaya açık.
Ama yaşamımda ne bir esinti
Ne de bir
Yangın var artık.


4
Ey taşlar! Ey,
Karşımda susan dünya!
Ey, bütün ölümlerime
Gebe kalan deniz!
Yağmurun bile
İzi kalır toprakta.
Havada çiçeğin kokusu
Yel vurdukça tüter.
Değil mi ki
Ufuk çizgilerinin bile
Bir sınırı var
Değil mi ki
Artık ne topraklar, ne sular
Beni sarmalayacak.
Gitsem, kendime
Gideceğim bundan böyle;
Kalsam, bir uçurum
Kendi derinliğiyle dolacak.
Yaşamı da, ölümü de
Tutmayacak yüzüm benim
Yüzüm benim, yüzüm benim
Dalacak bir yol gibi
Kendi çizgilerine -
Kim bilir nereye?

5
Bütün kapıların
Dışına kovuldum.
Taşlandım kahve masalarında.
Şimdi ben, ıslak bir toprağın
Tüten buğusuyum;
Kendine bakan bir aynayım
Ben bu dünyada.

Bütün kapıların
Dışına kovuldum.
Yüreğim, kurtarılmış bir
Bölgedir şimdi.
Yaşamak eğer
Gerçekten bir savaşsa,
Kalkana ve mızrağa
Çevirdim de dilimi
Omuzlarımdaki
Apoletlerden oldum.

6
Her denizin bir kıyısı,
Her insanın
Bir boyutu varmış.
Ölüm araya girmeye görsün
Bütün hücrelerini
Bir kapıya döndürüp beklesen de
Açan olmazmış.
Gel ey
Yalnızlığım benim!
Açıp da solmayan gülüm!
Doldurdum bir vazoyu seninle
Suyunu yeniledim,
Kokunu öptüm.

7
Beynimle yüreğimin
Arasında ırmaklar akar
Her sabah
Boğulurcasına uyanmam bundandır.
Azraili yoldaş bilip,
Yeniden doğanım ben.
Her susayışım çöl,
Her boğuntum
Çağlayanlar boyuncadır.
Çırpınsam da çıkamam
Kendi eksenimden.

8
Çiçeksiz bir dal gibiyim
Susuz ırmak yatağı...
Varlığım soyutlandı
Bütün anlamlarından.
Gün gelir çekip giderim
Avuçlarıma alıp da aklımı
Çığlık çığlığa
Bu sokaklardan.

9
Yüreğimi dünyaya karşı
Bir kalkan bilirken
Son burcu da çökertildi
İçimde bir kalenin.
Aklımın ovalarını yeniden
Ölçüp biçmem gerekiyor şimdi
Kimsesiz ve dingin.

Bu sorular tufanında
Tutunacak dalım değil,
Bir tek yaprağım bile kalmadı sanki.
Ne bir kıpırtı var havada
Ne de sularda
Yeniden doğuşların cenini.

10
Dünya kendine döner
Ben kendime dönerim.
Aklın dizginlerini çözdüm,
Yüreğin köprülerini attım
Savaşlara girdim
Yenik, umarsız
Bana bir yara kaldı
Bir de yaşama isteği
Belli belirsiz.


11
Bir şiire başlamadan önce
Nokta koymayı öğrendim;
Yeni başlanmış bir şeyi
Yitirilmiş görmeyi
Tufanlar da istemiyorum artık
Bir dünya kuruyorum kendime
Devinimsiz, duruk.
Aklımı da kovuyorum cennetlerimden
Yüreğimi de şimdi.

Gün ışığıdır beni kör eden
Yağmurlardır yaralayan
Ve eve döner gibi yapıp,
Kendime döndüğüm her akşam
Anladım, yüreğimde doldurulmamış
Uçurumlar olduğunu
Karşılıksız sorular göveriyordu.
Aklımın geniş ovalarında.

İşte bir zamanlar
Denize kavuşan ırmak
Şimdi gerisin geri dönüyor
Kaynağına

12
Yalazlanıyor deniz
Önce usul usul
Sonra gürül gürül..
Uçurumlar açılıyor derin.
Dağlar yükseliyor yüce.
Oturmuşum bir kayanın üstüne
Akdeniz'e bakıyorum
Kendime bakar gibi
Mavi bir aynadaki gençliğime..

Ne söyledim, ne yazdımsa bu dünyada
Ne yitirdim, ne buldumsa
Bir derin iç çekişin
Bağrında eridi.
Bütün nesneler tek bir ses olarak
Bağırıyor bana:
- Bitti artık,
Artık her şey bitti!

13
Ardımda kalan
Bütün köprüleri bir bir yaktım
Geri dönemem artık
Namludan çıktı kurşun.

Ne çok yürüdüm şu dünyada
Ne kadar az yol aldım
Acının alfabesindeyim daha.

Geri dönemem artık
Bir çizgi gibi uzar giderim
Anlamsız, kimsesiz
Ve soluk.

14
Acımı
Anlamıyor musun yüzümden?
Yüreğimi yansıtan
Bir aynaya döndü.
Aklımdan
Azat oldu da dillim
Yaşamın arkasından konuşarak
Özgürlüğünü kanıtlıyor şimdi.

Acımı
Anlamıyor musun yüzümden?
Bir kez olsun duy beni
Sözcükler
Araya girmeden!

15
Bir gün gelir de
Ölüme yenilirsem eğer
- Yenileceğim demiyorum
Yenilirsem eğer -
Deyin ki, erlerindendi
Eşit olmayan bir savaşın
Kılıcı sözcüklerdi,
Kalkanı sevgiler...

16
Dağlar sesimi tutar
Dağıtıp, parçalar ovalar
Acılar niye benim
Üstüme kanat gerer
Ne dünya kadar yaşım
Ne göklerden akranım var
Urganlar da kendini boğar
Göreceksiniz bir gün
Bütün uçurumları böler
Köprüleri sevginin.

17
Kendi rengini yadsıyan
Bir bayrak gibi
Dürüp,katlıyorum yüreğimi.
Ne kaldı konuşacak,
Ne vardı ki?
Yücelerde seyrettim
Uzun bir zaman;
Gönderlere çekildim
Ve anladım ki,
Doruktur asıl uçurum
Odur insanı boğan.

18
Ben mi yanıldım,
Yoksa dünya mı bilmem?
Bir yerlerde tökezledim
Ama düştüm diyemem.
Yağmur boğulmaktan söz eder şimdi bana
Güneş çekip gitmekten.
Beni kurtarmak için
Pamuk iplikleri uzanır
Uçurumlarıma...

Sevgili dünya,
Ne petekle balım kaldı,
Ne derilecek çiçeğim
Salıver artık beni
Kopar dizginlerimden!

19
Gün akşama kavuşur
Dünyadan el ayak çekilir
Bütün görüntülerimi yitiririm birden.
Aynalara baka baka
Unuturum yüzümü
Her şiirde biraz daha
Koparım sözcüklerden
Gün akşama kavuşur
Kapılar sürgülenir
Evler mezar taşıdır artık
Sokaklar teneşir…

Ey yankısız ses
Ey devinimsiz tufan!
Ölüm nedir?

20
Uzun dinginliklerden
Sonra gelen fırtına
Taş taş üstünde koymamaya yeminli
Dönüp dolaşıp geldiğim
Bu kör noktada
Kırılıyor gülüşüm
Bir bardak gibi.

Ölüm kapıyı çalınca
Söylenmedik bir sözüm kalmayacak
Ve bu dünyada
Tepeden tırnağa yürek olmasını bilenler
Hep selden kaçarken
Tufana kapılacak
Batacak sulara yüzüm
Batacak sulara yüzün
Ağır bir taş gibi
Gömülüp susacak

21
Yağmurun ardından
Kar geliyor;
Onun ardından sel.
Bir şeyleri tamamlamadan
Ölmek bana
Zor geliyor.

Bu şiir nerede biter
Gece güne ulanırken?
Çiçek tohum olur döner
Su denize kavuşurken?
Yaşamın sonunda mı,
Başında mıyım bilmem?
Beni kim düşünür bu irinler dünyasında?
Herkes kendi yüreğini deşip,
Derin kuyular açarken
Sinmek, saklanmak için
Karanlıklarına.

Gülün ardından
Diken geliyor;
Sütün ardından irin.
Bir şeyleri bitirmeden
Ölmek bana zor geliyor.

22
Sonun sonsuzluğundayım
Ufkun çok ötesinde
Geçip giderim dünyanızdan
Bir yıldız gibi akarım
Yanarım kendimce.

Ok çıkınca yaydan
Artık beni aramayın
Ne mezar taşı dikin
Ne diriltin söylevlerle.
Ok çıkınca yaydan
Saplanacak bir yerler
Bulurum elbet
Gücümün yettiğince...

23
Bir kalenin
Ele geçirilmeyen
Son burcuyum ben;
Yeryüzünden silinmiş ırkların
Tek temsilcisi..
Ne söyledimse yele söyledim,
Sanki ne yazdımsa buza
Taşlandım adımbaşı
Taşlandıkça konuştum.
Ben acının dallarıysam
Yeryüzüydü gövdesi
Ben bir ırmaksam
Yaşam denizdi..
Bekleyen görecek
Yanan sular,
Boğulan topraklar bana tanık.
Ben susarsam
Taşlar konuşacak artık.

24
Yağmurlar yağacak uzun
Yağmurlar ince
Dünya, bir alıcı kuş gibi
Üstüme çökünce
Ne bir sözcük kalacak,
Ne de bir çığlık...
Yine de gülsün isterim
Şu pencerelerde
Sokağı seyreden çocuk;
Gülsün artık!

25
Umut, o arslanın
Ağzında değil.
Midesindeyken şimdi
Gülümseyerek seyrediyorum
Tarihin sofralarında
Onu çiğneyenleri.
Varın taşlayın beni
Yaralarım övüncümdür
Bu dünyadan olduğuma
Yaşadığıma dair

Umutsuzluğun umudundayım
Karanlığın ışığında
Öyle derin, öyle yoğun
Uçurumların doruğundayım
Varsın bir yanıt
Bulmasın sorularım
Yalnızca soru sormaya
Bile razıyım..


26
Kişisel alacakaranlığın
Cephelerindeyim
Yaralarım bedenimi yırtarcasına fırlıyor
Geride kalan
Yalnızca kan ve irin

27
Sabaha yakın görülen düşlerde
Bilinci körelten
Bir karabasan yoğunluğu,
Biraz da acı vardır.
Güneşin altında kararan şeyden
Korkun, derim ben
Kül altında yanan kordan...
Ve ışık, uzun bir karanlığın
Ardından gelirse eğer
Asıl anlamını bulur.

28
Güneşin öte yüzünü gördüm
O sonsuz karanlığı.
Doğadaki her şeyin
İkinci adı yalnızlıktı.
Ölümdü, suskunluktu.
Bir çiçek ki taşırmış içinde
Hep solgunluğu,
Suyun akışında bir
Boğulma korkusu varmış
Yanan topraktan
Yükselen buğu

Güneşin öte yüzünü gördüm
Ki; orada her şey
Önce kendini yadsıyordu.

29
Belki kendini boğan
Biri değilim
Yağmur, ne biliyorsun?
Belki bir beklediğim var yaşamdan.
Bir bardak mıyım sanki
Kendiyle dolup taşan?

Belki bir sıcaklık
Kaldı bir yerlerimde
Güneş, ne biliyorsun?
Belki gecelerimizden sızan bir ışık...
Bir kum saati miyim?
Boşalıp kaldım mı artık?

Belki açacak
Bir şeylerim vardır
Çiçek, ne biliyorsun?
Belki konuşacak birkaç söz kalmıştır
Bir gün karşıma çıkacak olanla
Geçmişe, geleceğe dair...

30
Akdeniz susuyor.
Susuyor turuncu. Susuyor yeşil.
Bir yaşam ki nasıl
Ancak kendiyle tanımlanır;
Bir insan ki nerede
Artık herşeye razıdır
Orada durdun dünya!

Ölü deniz,
Güneşli, puslu deniz
Sularını rahim, taşlarını cenin
Kıldığın çağlardan kalmış
Bir gülümsemeydim bir zamanlar
Belli belirsiz..
Cebimde kelebek ölüleri,
Ağzımda tütün kokusu
Turuncu sokaklardan denize uçan
Soluk bir gölgeydim
Dalgın ve kimsesiz..
Köşkerin kızının
Memelerine dolan iyot kokusunda,
Gülüşünde bir işçinin
Bir payım vardı
Hiç kuşkusuz..

Akdeniz susuyor.
Yaralı bir balık gibi;
Çağın zıpkınlarıyla delik deşik.
Akdeniz susuyor.
Suları kirli şimdi,
Mavisi soluk.

31
Beni doğuracak rahim,
Beni sallayacak beşik yok!
Dünyaya düştü yolum
Bir görümlük
Konuk geldim.
Tek bir soru sordum
Bin yanıt aldım;
Ama hiçbirine bende yanıt yok!
Uçurumlara itildim,
Doruklara çekildim.
Çaprazlama çiçekler astım da göğsüme
Şaire çıktı adım
Dinsiz bir peygamberim şimdi
Ateş olsam bir kendimi yakarım.
Kendi karanlığından korkan
Bir geceyim ben,
Kendi sınırlarına düşman
Bir ülke;
Kuşatılmış, yorgun...
Ey dünyalıklar, ey tarihçiler!
Oysa hepsi topu topu iki kelime:
Yaşadım ve öldüm

32
Bu şiir burda biter
Yaşam benimle bitmiyor
Umutsuz değil, umarsızım şu anda
Ne çiçeklerde payım var,
Ne şu suskun taşlarda..
Acıdan kurtulmaya yeltendiğim zamanlar
Acı olduğumu anladım
Dünya bunu bilmiyor
Ben insanlığın cocukluğuyum
Ve yaşlılığıyım sırasında

Bu şiir burada biter
Hiçbir dayanak bulmadan
Doğanın avuntusu nedir
Gece günle tanımlanırken
Işığın kaynağında hep
Bir karanlığın donduğu
Bilmem nasıl kanıtlanır
Yıllar yılı sorulara yaslanıp
Yaşarken ölüme doğdum ben
Hiç kimseyi öldüremem
Kendimi bile artık
Bütün ufuk çizgilerinin ardından bakıyorum dünyaya. Ama sınırsızlığın bile bir sınırı var, bu aldanışlar sağnağında. Ölümle dirimin arasında uzanan o daracık patikada günlerce, günlerce bir şeylerin olmasını bekledim. Suyun tersine akmasını, yolunu şaşırmasını güneşin, dağların uçurumların doldurmasını.. Oysa dünya yeni bir tufana eremeyecek kadar çığırından çıkarılmış o duruk maviliğinde. Bütün nesneler kendileriyle barışmış.
Ey tanımsız öfke! Ey uluyan, durmaksızın uluyan acı! Ey durukluğun kölesi, devinimlerin padişahı! Taş kalmasın taş üstünde. Damla itsin damlayı; kin biriksin.
Var mı ki, bu dünyada kendine yansıyacak bir su? Yok mu ki, kendine dolanacak ağu? Varsa da, yoksa da ben giderim şarkılarımla kırık dökük. Kendimle uzlaştığım an, öldürürüm kendimi. Dünyanız kalır size, allı güllü dünyanız. Çığlık çığlığa giderim. Ama bir başıma, ama yankısız..
Kardeşler, size yine şiirler getirdim
Unuttuğumuz kimi duygulara ilişkin
Kırık dökük bir takım anımsamalar...
Hiç değilse şunu düşünün,
Nasıl geldi bu adam, bugünlere kadar?
İntihar diye bir şey
Yok bu dünyada.
Ölümle biten bir intihar yok.
Asıl intihar
Gün gün yaşamakta...
" seni çağıran bütün imgelerimi yitirdim.
adını bile unuttum, yalnızca yüzün aklımda
konuş benimle
yaşam burgaçlanmadan ayağımın altında.
kumlar çekip almadan beni yüreğine.."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ateşi Çalmayı Deneyenler İçin
Baskı tarihi:
Ocak 1992
Sayfa sayısı:
88
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754943419
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilgi Yayınevi
..."Ahmet Erhan, abartmasız üretken ve verimli bir ozan. 1981-92 yılları arasında sekiz kitabı yayımlanmış. Üstelik ilk kitabı 'Alacakaranlıktaki Ülke'den son kitabına kadar şiirini geliştirebilmiş ender ozanlardan biri. Öyle sanıyorum ki, bu dönemin ozanları arasında, tartışmasız genel kabul görebilecek en önemli ve en çok kendisi olabilen ozanı Ahmet Erhan'dır."
- Kemal Gündüzalp-
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 13 okur

  • Muhtesim Yiğit
  • sinan tekmil
  • Uğur
  • Gülşiir
  • Deniz
  • DUA
  • Atilla Oral
  • °° Vaveyla °°
  • Ali Çiçek
  • Persona Non Grata

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%75 (3)
9
%25 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0