“Sevimli bir şekilde acı çekmek zor” diyor Domenico Starnone Bağlar kitabında. Peki, kimdir bu Domenico Starnone diye sordum kendime kitabın daha ilk sayfalarında. Çünkü kitabın ilk kısmında bir annenin kocasına yazdığı mektuplarla bizi yüzleştiriyor yazar. Ama ne mektuplar yüce Tanrım! Mektuplardaki duygu yoğunluğunu yazar o kadar sade bir dille aktarıyor ki, onları okumuyor da yaşıyoruz gibi hissediyoruz. İçimizde bir yerlere dokunuyor, orada uyumuş olan duygularımızı uyandırıyor, farkındalıklarımızı çoğaltıyor ve Vanda’nın çektiği acıyı hissetmemizi sağlıyor.
Kitabın olay örgüsü çoğu yerlerde sürprizlerle dolu olduğu için bozmaktan kaçınarak bu incelemeyi sürdürmeye çalışacağım. Vanda, Aldo’nun gidişi üzerine, onun evini ve çocuklarını hatırlaması için, onun on iki yıllık evliliklerinin değerini bilmesi için bir birinden içli mektuplarla bizi bu ailenin içine sokuyor hemen Domenico Starnone.
Yazarın ustalığı en başından beri az kelime ile çok duygu ve olay aktarmak olduğunu hemen görüyoruz. Kitapta hemen hemen gereksiz hiçbir cümle ya da paragrafa rastlamıyoruz. Ayrıca yazarın kullandığı sade dil, akıcı üslup da eklenince romanı elden bırakılmıyoruz.
Romanın ikinci kısmında Aldo’yu anlatıcı olarak görüyoruz. Olayları bu sefer onun gözüyle okuyor ve bu şekilde farklı bir bakış açısı kazanıyoruz. Tabi ilk mektupların üzerinden yıllar ama yıllar geçmiştir. Çocukları Sandro ve Anna büyümüşlerdir. Aldo anlattıkça onun ne kadar sadakatsiz bir erkek olduğunu ama Vanda’nın da onun tam zıttı olarak ne kadar sadık bir kadın olduğunu görüyoruz. Bir aile dramı, kime ya da hangimize yabancı ki? Yazarın seçtiği olaylar, kurduğu cümlelerde kendi aile yaşantımıza dönmeden, durup düşünmeden edemiyoruz.
Kadın erkek ilişkisini aşan bir roman Bağlar. Çünkü çocukların mutsuz olduğu bir