Batıniler: İblis Behmen

Filibeli Ahmed Hilmi
Tahmini Okuma Süresi:
7 sa. 29 dk.
Sayfa Sayısı:
264
Basım Tarihi:
Ağustos 2016
Yayınevi:
Büyüyen Ay Yayınları
ISBN:
9786059268356
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

9/10
·264 syf.··
2019 107. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 31 Mart 2019 14:13
Alamut'un eteklerinde bir garip insanlar toplanmış, sessizce birşeyler konuşurlarken, ansızın gök gürlemesi gibi bir baykuş sesi gelir. Bu sesi duyan adamlar aniden susarak, titremeye başlarlar.
Batıniler: İblis BehmenFilibeli Ahmed Hilmi · Büyüyen Ay Yayınları · 201638 okunma
Puan vermedi·264 syf.··
2022 284. kitabı
Hasan sabbah ı anlatan bir çok kitap bir çok roman okumuş birisi olarak net bir şekilde daha iyisi yok diyebileceğim bir kitap. Hasan sabbahın Alamut kalesini ele geçirene kadar yaşamış olduğu süreci ve kurmuş olduğu gizli yapıyı zihninizde canlandıracak hiç bitmesin diyebileceğiniz bir sürükleyicilikle anlatan bu kitap malesef tamamlanmamış bir eserdir. Yazarın ömrü yetmediği için yarım kalan serüven kitabın sonunda bunu kitabı tamamlayacak birisi yokmudur diye düşündürürken okuduğumuz bölümleri hatırlayıp Bir Filebeli Ahmet daha dünyaya gelmez ki kim tamamlasın cevabını verdirecek kadar yazara hayranlık duyacaksınız
Batıniler: İblis BehmenFilibeli Ahmed Hilmi · Büyüyen Ay Yayınları · 201638 okunma
9/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2018 172. kitabı
Filibeli Ahmed Hilmi Efendi'nin Bâtınîler adlı romanı ilk kez gazetede tefrika edilerek yayınlanıyor. Tefrikanın ilk bölümünün adı Bâtınîler iken daha sonra İblis Behmen olarak değiştiriliyor. Üç bölümlük kitabın üçüncü bölümü birden bitiyor. Yani yarım kalmış bir roman olarak düşünülse de iki bölümlük kısmı bile harika bir roman bütünlüğünü sağlamış. Bence Vladimir Bartol'un meşhur Alamut kitabından dahi üstün nitelikli bir roman. Zaten Alamut kitabının bir ön romanı niteliğinde olarak da düşünülebilir. Hasan Sabbah'ın İblis'in vekilliği göreviyle Batınîliği kuruşu ve Alamut kalesine kadar ki mücadelesi konu ediliyor. Kelime dağarcığı olarak biraz zorlasa da her sayfanın altında o kelimelerin anlamları verilerek daha akıcı hale getirilmiş. Alamut'u okuyanlara tavsiye ederim.
Batıniler: İblis BehmenFilibeli Ahmed Hilmi · Büyüyen Ay Yayınları · 201638 okunma
Puan vermedi·264 syf.··
2019 5. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 21 Ocak 2019 15:30
Yine Filibeli Ahmed Hilmi'den harika bir hikaye fakat yarıda kalmış olması son derece üzücü. Ayrıca kitabın günümüz Türkçe'sine sadeleştirilmemiş olması okumayı çok zorlaştırıyor, kitabı alacaklar bunu dikkate alsınlar. Ben kitabı okudum, yarısını anladım ve yarısı da bana yeterli oldu. Kesinlikle tavsiye ederim.
Batıniler: İblis BehmenFilibeli Ahmed Hilmi · Büyüyen Ay Yayınları · 201638 okunma
7/10
·264 syf.··
2020 15. kitabı
Ahmed Hilmi Efendi vefat ettiği için kitap yarım kalmış. akrabalarına sesleniyorum kitabin sonuyla ilgili bi notu karalamasi varsa lütfen araştırıp paylaşın:) çok merak ettim sonunu. nizamülmülk, hasan sabbah ve hayyam gibi gercek kisiler kitapta yer alsa da tamamen alternatif bir dünyada geçiyor. ben beğendim.
Felsefe
Batıniler: İblis BehmenFilibeli Ahmed Hilmi · Büyüyen Ay Yayınları · 201638 okunma
10/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2021 49. kitabı
·
30 günde okudu
·
Okunma: 18 Aralık 2021 16:10
Batıniler: İblis Behmen
Batıniler: İblis Behmen
Filibeli Ahmed Hilmi
Filibeli Ahmed Hilmi
Âmâk-ı Hayal eserinden sonra büyük bir heves ve iştahla okumaya koyulduğum eseriydi , Âmâk-ı Hayal benim için Edebiyat ve Tasavvuf persvektifinden muazzam bir kitaptı , İblis Behmenide Selefi yüzünden potansiyeli kendi gözümde , Büyüterek okuduğum halde beni hiçte yanıltmadı , Ahmed Hilmi Beyin bu eseriyle tasdiğim benim için usulü tarzı bambaşka bir güzellikte olduğunu anlamış olduğum oldu tekrardan. Eser , müellifin uslubü üzerine anlayışı mükerer olaraktan gizemli , Cesim ve şaşırtıcı bir esrarengizlik içersinde alınmış , Dönemin karakterlerini Real gerçeklikten alarak metoforlaştırarak harika bir kurgu oluşturmuş.
Edebiyat
Batıniler: İblis BehmenFilibeli Ahmed Hilmi · Büyüyen Ay Yayınları · 201638 okunma
9/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2018 1. kitabı
Kitap gerçekten çok iyi. Keşke yarım kalmasaymış. Hak ile batıl arasındaki mücadeleyi ve batılın bu hususta nasıl çaba gösterdiğini Batıniler üzerinden anlatmaya çalışılmış.
Batıniler: İblis BehmenFilibeli Ahmed Hilmi · Büyüyen Ay Yayınları · 201638 okunma
Puan vermedi·208 syf.··
2026 24. kitabı
Bâtınîler -İblîs Behmen- ismini verdiğimiz bu roman da Haftalık Hikmet gazetesinin ilk sayısından (21 Nisan 1910) son sayısına (28 Eylül 1912) kadar aralıklarla 63 sayı tefrika edilmiş olup tam metin olarak ilk defa okuyucularımızın karşısına çıkmaktadır. Ancak bu roman, maalesef tamamlanamamış ve âkıbeti meçhul kalmıştır. Şayet tamamlansaydı günümüzde Şehbenderzâde'nin en meşhur eseri A'mâk-iı Hayâl kadar ilgi göreceği muhakkaktır. Bu hâliyle roman, Mukaddeme, İblîs'in Vekîli ve İblîs'in Sukûtu başlıklarında üç kitaptan mürekkeptir ki Üçüncü Kitap ne yazık ki daha giriş kısmında akameti uğramıştır. Roman, Filibeli'nin bâtıl inanışlar, maddî-mânevî varlıklar, şeytan-beşer çatışması, inanç ve mezhep çatışmaları, insanlar arası içtimaî çatışmaları gibi bahislerdeki düşüncelerini ortaya koymaktadır ki bu hususlar açısında son derece dikkat çekicidir. Özellikle de şunu vurgulamak gerekmektedir ki roman, son derece başarılı ve cezbedici bir üslupla kaleme alınmış olup okuyucuda fevkalâde ilgi ve merak uyandırmaktadır.
BatınilerFilibeli Ahmed Hilmi · Büyüyenay Yayınları · 202338 okunma

Yazar Hakkında

Filibeli Ahmed HilmiYazar · 28 kitap
Materyalizme karşı spiritüalizmi (tinselcilik) savunarak gelenekteki kelami düşünceden felsefeye geçişi temsil eden II. Meşrutiyet dönemi Osmanlı felsefecisi Filibeli Ahmet Hilmi, 1865'de Filibe'de doğdu, 1914'de İstanbul'da öldü. İlköğrenimini Filibe'de yaptıktan sonra, bir süre Filibe Müftüsü'nden Arapça ve temel İslâm bilimleri eğitimi aldı. Daha sonra İstanbul'a gelerek Galatasaray Mektebi'ni bitirdi. 1890 yılında Düyûn-ı Umûmiyye İdaresi'nde çalışmaya başladı. Bu idare tarafından memur olarak Beyrut'a gönderildi ancak siyasi nedenlerden Mısır'a geçti. Burada Terakki-i Osmani Cemiyeti'ne girmiş; bir de "Çaylak" adlı bir mizah gazetesi çıkarmıştır. 1901'de İstanbul'a dönse de bir jurnal üzerine Fizan'a sürüldü. Orada da araştırmalarını sürdürmüş, tasavvufla ilgilenmiştir. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'a dönerek Darülfünun'da felsefe dersleri verdi. Aynı zamanda 1908'de "İttihâd-ı İslâm" adlı haftalık bir gazete çıkarmaya başladı ve buna 1910'da haftalık "Hikmet" gazetesi dergisini çıkarmayı da ekledi. Bir yıl sonra günlük olarak yayımlamaya başladığı Hikmet gazetesi İttihat ve Terakki hükümetini eleştiren yazıları üzerine defalarca kapatılsa da Mübahese, Coşkun Kalender, Münakaşa, Kanat ve Nimet adlarında kısa süreli gazete / dergiler çıkararak yayıncılığa devam etti. Ayrıca İkdam ve Yeni Tasvir-i Efkâr gazetelerinde, Sırât-ı Müstakim ve Şehbâl dergilerinde yazılar yayımladı. Ahmet Hilmi; Baha Tevfik, Abdullah Cevdet ve Celâl Nuri'nin hemen hiçbir eleştirel süzgeçten geçirmeden Batı'dan Osmanlı toplumuna aktardıkları materyalist görüşlere ortaçağ mantığıyla ve geleneksel bilgilerle cevap verilemeyeceğini, bu görüşlerin ancak Batı'da yeni ortaya çıkan bilimsel bilgilere dayanan bir felsefe ile çürütülebileceğini ileri sürer. Bu bakımdan Ahmet Hilmi'de gelenekteki felsefeye karşı tutumun değişerek, felsefi düşüncenin kültürel değerlere uygun hale getirilmesiyle haklılaştırılması gibi oldukça önemli bir gelişme görülür. Bu gelişmede artık felsefe, "niçin" sorusunu sorarak varlığın temel sebeplerini anlamaya yönelen insanlığın zorunlu bir düşünce faaliyeti, bir ihtiyaç olarak algılanmaktadır. Ahmet Hilmi'nin felsefeye karşı tutumu, bir yandan geleneksel felsefe karşıtı düşünceden ayrılırken, öte yandan bu tutum Tanrı'nın varlığı, ruhun maddeden ayrılığı gibi materyalist felsefenin karşı çıktığı İslam'ın temel inançlarının savunulmasında haklılaştırma aracı olarak kullanıldığı için gelenekteki "ilim" ve "hikmet" anlayışına dönülmüş olmaktadır. Gerçekten de onun amacı doğrudan doğruya felsefe yapmak değildir. O tipik bir İslamcı düşünür olarak, II. Meşrutiyet'te Baha Tevfik ve Celal Nuri gibi materyalistlerin İslam'ın temel inançlarıyla çatıştığını ileri sürdüğü görüşlerinin toplumda yaratacağı manevi çöküntüye karşı, onları Batı'daki bilimsel gelişmelere ve yeni felsefi yaklaşımlara dayanarak çürütüp bu tehlikeyi savuşturmak amacındadır. Bu amacını “Allah'ı İnkar Mümkün mü? Yahut Huzur-ı Fende Mesâik-i Küfür / Bilim Karşısında İnkarcı Doktrinler” adlı eserinin önsözünde açıkça belirtir. Kaldı ki yayınladığı haftalık Hikmet ve aynı adı taşıyan günlük gazetede, misyonu açısından, doğrudan felsefeye değil, İslâmcı akımın eğildiği sosyal-politik konulara ağırlık verilmiştir. Ayrıca bu ve diğer neşrettiği yayınların adlarındaki vurgunun da felsefeye değil "hikmet"e olması anlamlıdır. Bununla birlikte onun özellikle Celal Nuri'nin Tarih-i İstikbâl I / Mesâil-i Fikrîye (Geleceğin Tarihi I - Fikri Problemler, 1913) adlı eserinde Büchner'den aktarılan materyalist görüşleri eleştiren “Huzur-t Akl ü Fende Maddfîyyûn Meslek-i Dalâleti / Akıl ve Bilim Karşısında Sapkınlık Doktrini Olarak Materyalizm” adlı eseri, felsefi tartışmanın güzel bir örneğidir. Bu eserinde bilimsel olduğunu iddia eden Büchner'in biyolojik materyalizminin dayandığı "madde" ve "kuvvet" kavramları etrafındaki temel görüşlerin, Batı'da yeni gelişen fizik, kimya gibi pozitif bilimlerdeki yeni bilgilere aykırı olduğunu; materyalizmin, metafizik düşünceye tamamen karşı olduğu halde, bilimin sahasından çıkıp metafizik ve spekülasyon yaptığını ileri sürer. Ahmet Hilmi, batılılaşma süreciyle birlikte Osmanlı aydınında gittikçe daha baskın olarak ortaya çıkan bilimin kesinliğine ve değerine olan metafizik ve hatta bir tür dinsel inanma ve kabullenme olgusundan oldukça farklı yeni bir bilim anlayışını Türk düşüncesine ilk kez getirenlerden biri olmasıyla Türkiye'de "bilim felsefesinin öncüsü" durumundadır. Hatta Türk düşüncesinde bilim felsefesinin önemli bir boş saha olduğunu belirterek bundan yakınır. Celal Nuri'nin "Hakikate ulaşmak için bir tek aracımız vardır: Bilim" görüşünü, "Acaba hakikat nedir?", "Hakikatin ölçüsü nedir?" ve "Bilim ne demektir ve değeri nedir?" sorularıyla epistemolojik (bilgi kuramsal) planda sorgulayan Ahmet Hilmi; Henri Poincare ve Emile Boutroux'un eserlerine dayanarak bilimin aslında varsayımlara dayandığını, bu yüzden de değerinin göreli olduğunu, araştırma ve inceleme sonsuz olduğundan bilimin hiçbir zaman son sözü söylememiş bulunduğunu, o günlerde değişmez prensip olarak kabul edilen bazı fizik kanunlarının bile temellerinin sarsıldığını vurgular. Ahmet Hilmi, materyalizmin ruhu beynin fonksiyonları olarak ele alan görüşünü reddeder. Ona göre bedenden bağımsız ve mahiyetçe ondan ayrı bir ruh vardır, ayrıca ruhun bedenin ölümünden sonra dağılmayarak hayatına devam etmesi fikri akla aykırı ve çelişik değildir. Yine ona göre ebedilik, ezelilik, sonsuz alemler ve Tanrı hakkında, deneyin alanına girmedikleri için, bilimle değil, ancak metafizik yaparak hükümler verilebilir. Bu gibi deney dışı fikirlerin değeri, akıl kuralları ve ortak duyu ile ölçülebilir. Bu görüşleriyle spiritüalizmin temel görüşlerinin materyalizme karşı ancak metafizik yoluyla ortaya konulabileceğini ileri sürmektedir. O kendi felsefi mesleğini "Vahdet-i Vücûd" (A'mak-ı Hayâl -Hayalin Derinlikleri- adlı eseri, İslâm panteizmi olan bu tasavvuf felsefesini dile getiren bir romandır) olarak açıklamışsa da Darülfünun'da verdiği "Hangi Meslek-i Felsefeyi Kabul Etmeliyiz?" adlı konferansında öğrencilere, mevcut felsefi doktrinlerin hepsinin bazı yanlış varsayımlara dayandığından ve hiçbirisi mutlak olarak bütün hakikatleri tek başına bünyesinde toplayamadığından felsefe ve ahlâkta, her doktrinin taşıdığı doğru fikirleri seçici bir anlayışla alarak oluşturulacak eklektik bir yaklaşımı önerir. Özellikle bilimsel, teknolojik ve ekonomik alanlarda İslâm dünyasının Batı'ya karşı gerilemesiyle XIX. yüzyılın son çeyreğinden itibaren İslam'ın temel görüşlerini yeni bir sosyal-politik pratiğin oluşturulmasında referans kaynağı olarak yeniden yorumlayan İslâmcı aydınlardan biri olan Ahmet Hilmi, geleneği sorgulayan modernist bir düşünürdür. Bu açıdan İslâm medeniyetindeki kültür ve düşünce hareketleri ile sorunlarını ele aldığı Tarih-i İslâm (İslam Tarihi) adlı eseri dikkat çekicidir.