Şimdi şöyle bir sorun var:
Bu hikâyeyi okurken neye odaklanmam gerektiğini şaşırdım:
Çizimlerin güzelliğine mi, yoksa hikâyenin gücüne mi?
İkisi aynı anda o kadar güçlü ki, okurken resmen üzerime bir ağırlık çöktü. Hani bazı eserler vardır, sizi eğlendirmekten çok içine çeker, sindire sindire okutmak ister… Bu tam olarak öyle bir hikâye.
Hikâye yavaş yavaş büyüyor, dallanıp budaklanıyor. Sonlara doğru tempo ve duygusal yük artarken, son sayfalardaki o dehşet verici çizimler etkiyi ikiye katlıyor. Final sadece “okudum bitti” hissi bırakmıyor; zihninizde takılı kalıyor.
Hatta bitirmeme rağmen dönüp son dövüş sahnelerine tekrar baktım. Sırf çizimlerin gücü için. O paneller o kadar iyi işlenmiş ki, sadece okumak değil, incelemek istiyorsunuz.
Bu hikâye kesinlikle film uyarlamasını hak ediyor. Görsel dili zaten sinematik, anlatım da buna çok uygun.
JBC’nin bu eseri yeniden basmış olması gerçekten büyük şans. Böyle işlerin ulaşılabilir olması çizgi roman okuru için nimet.
Benim diyeceklerim bu kadar.
İyi okumalar.