Dürüst olmak gerekirse ilk başladığım zaman kitabın dilini çok sevmemiştim ve öfkeli bir kalem ama sunuş şekli yüzünden züppe bir öfke hissiyatı var,, dedim.
Toplumsal davranışların bağlamı ve amacı sahtelikler ve saklanmak olarak inşa edilmiş ancak bunu sunarken kullanılan dil beni tatmin eden bir dil değildi,, bu bence yazılan ilk kitap olmasıyla alakalı bir durumdu.
Kitabın 6 tane bölümü var ama bana kalırsa kitap iki bölümden oluşuyor. Kitabın miladı Yeşil Gözlü Kız,, karakterin babası ve ağacıyla başlayan o sahne değil.
Yeşil Gözlü Kız'la tanışana kadar,, belki ondan biraz daha öncesi de olabilir,, Yusuf Atılgan hissi aldım. Aylak Adam'ın yazara göre bir yorumu hissiyatı vardı ancak ondan sonrasında kitap başka bir şeye evriliyor.
Yeşil Gözlü Kız'a kadar başka kitaplara ya da filmlere,, veyahut şarkılara atıflar benim sürekli bölünmeme sebep oldu. Yazılan ara yazıları da çok iyi yediremedik diye düşünmüştüm taa ki Yeşil Gözlü Kız'a kadar. Yeşil Gözlü Kız'dan sonra araya giren yazılar beni rahatsız etmek yerine okuması hoşuma gitti.
Kitabın dark bir komedi hissi var. Bu dark komedi, ağlamak istiyorum ama gülüyorum hissiyatını gerçekten çok sevdim.
Kitap sayfalar ilerledikçe yazım dili olarak da konunun derinliği olarak da güzelleşiyor. İlginçleşiyor ama ilk etapta sabırsız olan bir okur için -benim gibi- başına kanıp devam etmeyebilir ...
Paylaştığım alıntıları gerçekten severek paylaştım. Üstelik fark ettiğim şu oldu,, paylaştığım alıntıları beğenen takipleştiğim insanlar gerçekten iyi okurlar,, ön yargısı olan okurların bile beğendiği alıntılar oldu.
Yani onlar da alıntılardaki fikirleri, bakış açısını beğendiler.
Bana göre kitabın içine saklanan şeyler var.
Bu yaratma işini,, Tanrı olmayı sunma şeklini de gerçekten sevdim. Yanlış hatırlamıyorsam konusu