Bir Bunalım Çağında Toplum Felsefeleri

·
Okunma
·
Beğeni
·
190
Gösterim
Adı:
Bir Bunalım Çağında Toplum Felsefeleri
Baskı tarihi:
Mayıs 2008
Sayfa sayısı:
400
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055894016
Kitabın türü:
Çeviri:
Mete Tunçay
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Salyangoz Yayınları
Sorokin iki dönem Rusya’sını yaşamış ve sonra batıya yerleşmiş entelektüeller kuşağının en önemli isimlerindendir. "Bir Bunalım Çağında Toplum Felsefeleri" yazarın tarih felsefesi üzerine verdiği konferansların kitaplaştırılmış biçimidir. Kitapta tarihin yorumlanmasına ilişkin bir dizi yazar grubunun görüşleri karşılaştırmalı ve eleştirel bir yöntemle ele alınmaktadır. E. H. Carr’ın “Tarih Nedir?” ve K. Popper’in “Tarihselciliğin Sefaleti” adlı eserlerindeki gibi bir tartışmanın yürütüldüğü görülmektedir. Tarihe ilişkin düzenlilikler ve anlamlandırmalarda görülen farklılaşmaların netleştirilmesi kitabın temel çabası olarak dikkat çekmektedir. Uygarlıkların önce heykel ve mimariyle beliren sanatsal tasarımı, sonra sırasıyla resim, edebiyat ve müzikle sembolize olmaktadır Gelişmeye koşut olarak başlayan sanatsal körelme gitgide soyut ve teorik bilgi alanında yoğunlaşmakta; mekanik ve kuramsal bilim bir aşamadan sonra artık yerini tekniğe bırakmaktadır. Sözkonusu evrim belli kuşakları simgeleştiren dönemlerle tarihlendirilebilir, dönemindeki toplumsal bilinci inanışı ve düşünüşü yansıtması bakımından da anlamlıdır.
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Ciddi bunalım anlarında ise, bu sorunlar birdenbire, teorik olduğu kadar pratik ve
düşünürler için olduğu kadar sıradan halk için de olağanüstü bir önem kazanır. Nüfusun çok büyük bir bölümü, bunalımın kendilerini köklerinden söktüğünü, yıktığını, yaraladığını ve yok ettiğini görürler. İnsanların olağan yaşayış çizgisi bütünüyle altüst olur; alıştıkları uyarlanımlar bozulur; koca koca insan grupları yerinden edilmiş ve uyarlammları kalmamış olarak suyun üstünde yüzen bir eşya yığınına dönerler. Sokaktaki sıradan adam bile, şu
soruları sormaktan kendini alamaz: bütün bunlar neden oldu?Bütün bunların anlamı nedir? Sorumlusu kimdir? Nedenleri nelerdir? Bir çıkış yolu var mıdır? Buradan nereye gidiyoruz? Benim, ailemin, dostlarımın, memleketimin, başlarına neler gelecek? Ciddi
bir bunalımda bu sorular, toplumdaki düşünürleri, önderleri ve bilginleri daha da yoğun olarak sıkıştırır. Birçokları toplumsal kültürel ayakkabıları vurmaya başlamadan, onlara pek dikkat etmezler. Ama bir kez, bunalımın güçlüklerinin vurması dayanılmaz
olunca, bunalımın nasılı ve niçini ve geçiş durumunun bütün öteki sorunları üstünde durmaya zorlanırlar.
...bunalım zamanlarında, insan, toplum ve insanlığın nasılı ve niçini, nereden geliyoruzu ve nereye gidiyoruzu üstünde düşünme
ve incelemenin kabarması beklenebilir, demektir. Nitekim, ilişkin olgular da bu bekleyişi doğrulamaktadır. Anlamlı "tarih fel-
sefeleri"nin çoğu, "tarih olaylarının açıklıkla anlaşılabilir yorumlan"nın çoğu ve toplumsal-kültürel süreçler üstüne önemli genellemelerin çoğu, gerçekten de ya ciddi bunalım, felaket ve geçiş çözülme dönemlerinde ya da bu gibi dönemlerin hemen öncesinde ve sonrasında ortaya çıkmışlardır.
Başat bir kültür sona erip de bir başkası sahneye gir­meye başlayınca, bu felsefeler, ideolojiler ve kuramlar da ona uy­gun olarak değişirler; çökmekte olan kültür tipiyle ilişkili olanlar geriler ve yükselen kültür tipiyle uyum halinde olanlar da kök salar ve çiçek açarlar.
Zayıf nahif bir organizma kral ya da "Budha" ilan edilince, erkli, egemen, kutsal bir "Majeste" yahut "Mübarek" oluverir. Bu aynı krallar , organizmaları hiç değişmeden, "indirildikleri" ya da "devrildikleri" zaman olduğu gi­bi, toplumsal-kültürel anlam-değerlerinden sıyrılınca, erkleri, sayınmaları(itibarları), işlevleri, toplumsal durumları ve kişilikleri temelinden değişir; "Majeste"likten ve "Mübarek"likten, aşağılanan ve nefret edilen "döküntü"lüğe dönüşürler.
Fizik ve biyolojik olarak "krallar", "patrikler", "papalar", "generaller", "bil­ginler'', "işçiler", "köylüler", "tüccarlar", "mahpuslar", "suçlular", "kahramanlar", "ermişler" vb. diye ayrılan insan organizmaları yoktur. Bütün bunlar ve binlerce öteki "anlamlar" biyolojik or­ganizmaların üstüne toplumsal-kültürel dünya tarafından ya da yalnızca fizik nesneler ve biyolojik organizmalar olarak değil, da­ha çok "düşünce sahibi insan kişilikleri", "madde-dışı" anlamların, değerlerin ve kuralların taşıyıcıları, yaratıcıları ve etmenleri olarak işleyen kimseler ve gruplar tarafından konur.
... gerileyen eski üstsistemden yeni ortaya çıkan üstsisteme geçişin büyük bu­nalımında insan ruhlarının, gruplarının ve değerlerinin ku­tuplaşması düzenli olarak meydana gelir. Normal koşullar altında ne pek ermişce ne de pek günahkarca olan, Kaesar'ın hakkını Ka­esar'a ve Tanrı'nın hakkını da Tanrı'ya veren çoğu kimseler ve gruplar felaket ve bunalım koşullarında kutuplaşma eğilimi gösterirler. Bazıları eskisinden daha ermişce, daha dindar , daha ahlakllı olurlar, ötekileriyse daha günahkar , daha Tanrısız ve daha kuşkucu (kynik). Olumlu dinsel-ahlaksal kutuplaşma, Spengler ve başkalarının dikkatini çeken din ve ahlakın bir rönesansı olarak görünmektedir. Aslında, geçiş döneminde tablonun bütünü, yalnızca dindarlığın ve ahlaklılığın değil, dinsizliğin ve ahlaktan sıyrılmanın da büyümesidir. Ancak daha sonra, yeni kültürel üstsistem ortaya çıkınca, olumlu kutuplaşma ağır basar ve yeni doğan bir uygarlığın ilk aşamasını ahlakça güçlü ve soylu yapar.
Felsefe kuramı, özneyle nesneyi karşı karşıya koymakla onların her ikisini de Varlık'tan (gerçeklikten) soyutlamakta, Varlığın kavranmasını olanaksız kılmaktadır. Bilgiyle Varlığı karşı karşıya koymak, bilgiyi Varlığın dışında bırakmaktır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Bunalım Çağında Toplum Felsefeleri
Baskı tarihi:
Mayıs 2008
Sayfa sayısı:
400
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055894016
Kitabın türü:
Çeviri:
Mete Tunçay
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Salyangoz Yayınları
Sorokin iki dönem Rusya’sını yaşamış ve sonra batıya yerleşmiş entelektüeller kuşağının en önemli isimlerindendir. "Bir Bunalım Çağında Toplum Felsefeleri" yazarın tarih felsefesi üzerine verdiği konferansların kitaplaştırılmış biçimidir. Kitapta tarihin yorumlanmasına ilişkin bir dizi yazar grubunun görüşleri karşılaştırmalı ve eleştirel bir yöntemle ele alınmaktadır. E. H. Carr’ın “Tarih Nedir?” ve K. Popper’in “Tarihselciliğin Sefaleti” adlı eserlerindeki gibi bir tartışmanın yürütüldüğü görülmektedir. Tarihe ilişkin düzenlilikler ve anlamlandırmalarda görülen farklılaşmaların netleştirilmesi kitabın temel çabası olarak dikkat çekmektedir. Uygarlıkların önce heykel ve mimariyle beliren sanatsal tasarımı, sonra sırasıyla resim, edebiyat ve müzikle sembolize olmaktadır Gelişmeye koşut olarak başlayan sanatsal körelme gitgide soyut ve teorik bilgi alanında yoğunlaşmakta; mekanik ve kuramsal bilim bir aşamadan sonra artık yerini tekniğe bırakmaktadır. Sözkonusu evrim belli kuşakları simgeleştiren dönemlerle tarihlendirilebilir, dönemindeki toplumsal bilinci inanışı ve düşünüşü yansıtması bakımından da anlamlıdır.

Kitabı okuyanlar 7 okur

  • Cezmi Ş.
  • Cem Gençler
  • *ilge
  • muhammed hüseyin güneş
  • Behzat Aktura
  • A. Selim
  • Erim Asya

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0