"KARA ÇİÇEK"
"Bir ulus sonsuza dek kaybolabilir mi?… Aşk, siyasi devrim ve insanın kendi kaderini belirleyebilmesi üzerine yazılmış bu sarsıcı romanda, dünya çalkalanırken fırtınaya kapılan bireylerin hikâyesini okuyoruz.”
Tarih 1904… Rus-Japon Savaşı tüm şiddetiyle sürerken, uzak bir coğrafyada 1033 Koreli, savaşın gölgesinden kaçıp yeni bir hayat umuduyla Meksika’ya doğru yola çıkar. Onlar için bu yolculuk, kıtalar arası bir seyahat, aynı hayal ile gerçeğin, özgürlük ile esaretin, umut ile hayal kırıklığının iç içe geçtiği uzun bir sınavdır. Kim Young-Ha, kitapta tarihin sayfalarına gömülmüş bu dramatik yolculuğu yeniden canlandırıyor. Gerçek olaylardan ilham alan eser, Doğu ile Batı arasındaki kültürel ve duygusal çatışmayı ustalıkla harmanlayarak hem bireysel hem de toplumsal bir sürgün hikayesi anlatıyor.
Roman, Ilford adlı yük gemisine binen 1033 Korelinin Meksika’ya uzanan altı aylık yolculuğu ile başlıyor.
Gemide birbirinden çok farklı insanlar vardır:
Savaştan kaçan askerler,
Geleceğe umutla bakan gençler,
İnancını sorgulayan bir papaz,
Aşkı, özgürlüğü ve yeniden doğmayı arayanlar…
Hepsini birleştiren tek şey, yeni bir hayata kavuşma hayalidir. Ancak Meksika’ya vardıklarında gerçek acımasızca ortaya çıkar: Kıtalararası Koloni Şirketi, onları özgür bir hayat için değil, çiftliklerde agave tarlalarında köle gibi çalıştırmak için getirmiştir.
Kitabın merkezinde kimsesiz Icong ve soylu bir aile kızı olan Yonsu’nun yasak aşkı yer alıyor.
Toplumsal sınıf farkının, savaşın ve devrimlerin gölgesinde filizlenen bu aşk, romanın en dokunaklı yönlerinden biri.
Onların hikâyesi, hem bireysel bir sevda hem de halkın özgürlük arayışının simgesine dönüşüyor.
Günler aylar derken, yıllar tarlalarda çalışmakla geçti. Bir yandan sırtındaki yükü taşırken, diğer yandan