‘Sen hiç canlı kalkan olarak kullanılan çocuk gördün mü? Bir direğe bağlanmış, sallanan, her yanından yara almış, kan içinde, ama hala yaşayan, can çekişen, o halde gün boyunca oradan oraya sürüklenip duran çocuk gördün mü?!’
.
Filistin savaşının ortasına doğmuş, hiçbir yere ait olamayan Nur ve ona yardım etmek isteyen, seven Yasef’in hikayesi diyebilirim belki de. Fakat basit bir hikaye değil. Geçmişten, o güne.. Bakırköy Akıl Hastanesi’ne!
Tezi için hastaneye girmeye çalışan Nihan Kaya, Ferda ismiyle paspas yapmaya başlıyor ve sonra hastanede nasıl doktorların hastaya, hastaların doktora dönüştüğünü görüyor. Sonlara doğru gelirken başvuru formunu çöpe atması bu gözleminin ne kadar da doğru olduğunu bir kere daha vurguluyor aslında.
‘Yazarın Notu’ bölümünde tezini teslim ettikten sonra Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin K4 servisine birkaç kez gidip geldiğini söylüyor ve oradaki şartların hala içini acıttığını…
Kitap ‘Roman’ ve ‘Gerçek’ bölümlerinden oluşuyor. Biri Yasef’in yaşadığı hayatın sebebi diğeri ise kitabın…
İşte ‘Buğu’ bu! Romanın gerçeğe, gerçeğin ise romana dönüştüğü derin bir kitap!
.
‘Bakışınız bulanıksa, tüm bedeniniz de karanlıkla dolu olacaktır. Ama içinizdeki ışık zaten karanlığın kendisi ise, o zaman o karanlık ne yüce bir karanlıktır!’
.
İyi okumalar.