Ne zor bu kitabı okumak. Ya da benim canım çok acıdı, ben dayanamadım bilemiyorum. Belki de buna benzer hikayelerin gerçekliğini, çokluğunu bildiğimden... Girişte yazayım fikrimi. Her çocuk kaldıramaz bu kitabı. Okutacaksanız, lütfen önce siz okuyun, kaldıracağına inanıyorsanız öyle okutun. Zira ben yürek daralmaları eşliğinde zor bitirdim.
On üç yaşında, yetiştirme yurdunda büyümüş Ece'nin, aslında Ecelerin hikayesi bu. Ece'nin dilinden, tuttuğu günlüğe aktardıklarından oluşuyor roman. Günlük; tarih atılarak günü gününe yaşananlar şeklinde değil, daha çok Ece'nin duygularını ve düşüncelerini aktardığı bölümler halinde oluşturulmuş. "Lülüfer" adını vermiş günlüğüne, nilüferleri çok sevdiği için. Ece daha bebekken manidar bir biçimde "Hayat" Apartmanı'nın girişine bırakılmış.
Ailesini tanımayan, onların izlerini bulma şansı olmayan; ailesini yitirmiş ya da ailesinin yanından alınmış çocukların, aile özleminin dışındaki ortak sorunlara da değinmiş yazar. En başı da maalesef cinsel istismar çekiyor. Basit bir dille, üstü örtülü de olsa yeterince acıtarak, birbirinden farklı iki olayla anlatıyor. İki olayın ortak noktası da çocukların buna yakınları, yakın gördükleri vasıtasıyla maruz kalması. İkisinde de eleştirisi aynı: Yetkili addedilenlerin suçluların cezalandırılmasını sağlamak, olayları çözmek yerine "aman başımız ağrımasın"cılık yapmaları. Olayı çözmek isteyenlerin tehdit edilmesi, sinmesi, susması. Tabii bu eleştiriyi yaparken susmayanların, korkmayanların başarısıyla örnek oluşturmak istemiş çocuklara. Bu tür durumlarda susmayın, saklamayın demiş ki bunu da bir karaktere birkaç kez söylettiği "Suçlu olan biz değiliz, o. Onun korkması gerek." sözleriyle vurgulamış.
Bunun dışında elbette ev özlemi; kardeş, anne, baba, sevgi, ilgi ihtiyacı, arayışı; dışarıdan