Dua: Sesin kıblesi
Dua: Kalbin söze taş(ın)ması
Dua: Avuçların göğe asılması.
Dua: Sesin yokuş yukarı akışı.
Dua: ‘Ah!’ın ‘Ah!’la teselli bulması.
Dua gerçekten kader değiştirir miydi ?
Dua, Allah Teala’nın takdirini değiştirmeyi değil, kulun kendini değiştirmeyi fırsat bulduğu bir andı. Dua kader değiştiriyordu aslında. “Dua Etmeyen Kul” yazılı olan kaderini, “Dua eden Kul” Diye yazılması, En hayırlı değişim olarak sayılmasına yetmez miydi ?
Ne güzeldir. Elleri semaya açıp, Seni herkesten çok bilenin, Seni herkesten çok duyanın, Sana ayet de , “Ben sana şah damarından daha yakınım” dediği halde seni dinleyip dualara icabet etmesi. Dua bir ah! Haliydi. Rabbine Ah’ını duyurmanın Duaya Yüz sürmenin, dua dua Rabbe acziyetini bildirmenin hali. Rabbiyle hiç baş başa kalmayıp derdini hiç anlat(a)mayan insanın içindeki boşluğu, dünyayı verseler yine dolduramayacaktır. Hani Alimin birine inançsız bir adam gelmişti de, “Ben hiç Allah’a El açmadım, dua etmedim, af dilemedim ama Allah bana hiç bela vermedi” deyince, Alim şu cevabı vermişti: Allah senden dua etmenin, af dilemenin güzelliğini aldı ya bundan daha büyük bela mı arıyorsun.” Her neyi olursa olsun neye sahip olursa olsun. Ellerini Rabbine açacak kadar nimeti yoksa Fakirdir, Mağluptur.
Hani Hızır (as) gemiyi delmişti ya: Ama öyle bir delik ki batmayacak kadar küçük, kusurlu görünecek kadar büyüktü. Batmamalıydı, yoksa kendilerine iyilik eden gemiciye haksızlık etmiş olurdu. Deliksiz de olmamalıydı yoksa gemi korsanlara yem olurdu. Aczimiz ve fakrımız da varlık gemimizin delikleri gibi. Çaresizliğimiz güven güvertemizde kocaman bir çatlak. Yalnızlığımız dalgaların hışmına direnmeye çalışan kapanmaz bir yara. İşte dua o çatlaklardan sızan, o açıkları dolduran bir tatlı tesellidir. Musa (as) gibi hemen kavrayamadığımız