“Yıldızların insanlara artık yol göstermediği bir zamanın ötesinde, karanlık gökyüzünün altında, kendi yönümüzü bulmak zorunda kaldığımız bir çağda…”
Birbirinden farklı karakterlerin görünüşte farklı ama mücadele ettiği şeyler bakımından aynı olan iş hayatlarının hikayelerini okuyoruz. Yazar sekiz hikayesinin sekizinde de aslında özü kapitalizme ve çağın gerektirdiklerine dayanan farklı sorunlarla boğulan karakterlerin oldukça sıradan, oldukça gerçekçi hikayelerini anlatmış. Zaman zaman içimi burkan, zaman zaman sinirlenmeme sebep olan etkileyici hikayelerdi. Sonları ise çoğu zaman fazla gerçekçi bitti.
Her karakterin kendine özgü hedefleri, endişeleri, hayata karşı sorumlulukları ve beklentileri vardı elbette, bir şeyler için sürekli koşturan ve çaba sarf eden insanları okuyorsunuz. Son sayfasında ise, “Evet, işte böyle. Gerçek hayat, günümüz hayatı…” diyorsunuz ve boğazınızda bir yumruyla kapatıyorsunuz kitabı.
Sadece çalışanların anlayabileceği iş hayatları yok, insan ilişkilerine dair çarpıcı tespitler var.
Benim en fazla etkilendiğim, en çok kalbimi kıran hikaye “Verimsiz” oldu. Sırayla, “Mutluluklar Diliyorum”, “Çalışmanın Hüznü ve Neşesi”, “Tampere Havaalanı” hikayelerini çok sevdim. Tekrar tekrar okuyacağım, muhtemelen aynı hüznü ve kendi içinde aynı neşesini de bulacağım hikayeler olacak kalacaklar.
Son olarak, kitabın sonundaki Algıda Devrim isimli edebiyat eleştirmeni tarafından yazılmış bölüme gerek olup olmadığına emin değilim. Her hikayeden bahsedip yazar burada bunu anlatmak istedi ve bunu bu şekilde yaptı şeklinde açıklamalar var. Bu kadarını okuyucuya bırakmanız gerektiğini düşünüyorum açıkçası. Orjinalinde bu kısım kitaba eklendi mi bilmiyorum ama bana gereksiz göründü.
Kitabın özellikle başlarında kendimi My Liberation Notes adlı kore dizisinin