Günlük hayatta çok karşılaşmadığımız bu “entegrizm” sözcüğünün tanımını kitabın başında verdikten sonra, kitabın içinde açıkladığı bu kavramı, verdiği örnekler, olaylar ve olgularla
tahlil ederken aslında yaşadığımız, gördüğümüz veya okuduğumuz olayların bir tanımlanması
olduğunu görürüz. Bu gördüğümüz, yaşadığımız veya okuduğumuz olaylara geçmeden önce
yaygın olmayan bu “entegrizmi” tanımlamak gerekecektir. “Entegrizm, dini veya siyasi olsun
bir inancın mutlak doğruluğunu, tarihin bir dönemine bağlamaktır” şeklinde tanımlanabilir.
Bunların ne olduğuna gelecek olursak Batı Entegrizmleri: Bilimsel Entegrizm, Stalinci
Entergrizm ve Roma Entegrizmi; İslamcı Entergizmleri de Cezayir, İran, Ortadoğu ve Suudi
Entegrizmi olarak ayrı başlıklar içinde inceler.
Batı Entegrizmlerini ele alınınca yapılacak ilk iş “kendine yeterlilikten” (s. 58) vazgeçilmesi
gerektiği söyler Garaudy. Batının kendi kültürünü göreceli konuma getirmesi gerektiğini ve
mutlak doğrunun veya üst medeniyetin o olmadığını anlaması gerekir, Batı medeniyetinden başka kültürlerin ve medeniyetin olduğunu onlardan da alınacak, verilecek yönlerin olduğunu yazar.
“Laik”, “Hriatiyan” veya “Marksist” Batılılar için entegrizmle mücadele için önce kendilerine has bir entegrizmin olduğunu kabul ederek ve eleştirerek başlamak gerekir.
Dünyanın efendileri ve eğiticileri olduklarına dair inançları ve sömürgeciliğin temelinde bulunan bu “misyonlarını” bırakarak devam eder. Diğer kültür ve medeniyetler arasında olan bu sorunun çözüme kavuşmasını sağlayacak araç : Diyalog
Entegrizmlerin nedenlerini şöyle sıralamaktadır. İlki (Cezayir) : kimliğe, kültüre ve dine olan
saldırı (s.61), ikincisi (İran) :Batıdaki ahlaki çöküntüsü (s. 64), üçüncüsü (İsrail ve
Ortadoğudaki Entegrizmler) : İsraili yöneticilerin politikası (s. 72) ve