Erewhon’la ilk defa Samuel Butler okudum ve karmaşık duygular içerisindeyim. Erewhon, 1872’de anonim olarak yayımlanmış, bir yazardan çok bir ressamın yazdığı ve birçok amacı olan amatör bir kitap kanısı çokça vurgulanmış tarihçesinde. Butler, romanı bir arkadaşının önerisi üzerine, daha önceden kaleme aldığı birkaç denemeyi birleştirip ve bunlara eklemeler yaparak ortaya çıkardığını belirtmiş. Romanın çok bir yükseliş ve düşüş öyküsü var: anonim olarak yayımlanmasından dolayı, Butler’ı henüz tanımayan İngiliz toplumu, yapıtı, iki yıl önce The Coming Race adlı ütopik çalışmasıyla dikkatleri çeken Bulwer Lytton’ın yazdığını düşünüp ve ona büyük bir önem verir. Fakat daha sonraki baskılarında Butler ismi yapıta eklendiğinde romana olan ilgi dramatik bir biçimde düşer. Yine de Erewhon, Butler’ın yaşamı boyunca en çok satan yapıtı olur, ancak birkaç baskı yapsa da yazarına maddi kazanç sağlayacak kadar değildir.
Servet edinmek uğruna İngiltere’yi terkeden bir gezginin kendisini son derece tuhaf bir ülkede, Erewhon’da bulur. Hastalığın suç sayıldığı, üniversitelerde en iyi işin laf salatalığı yapmak olduğunun, teknolojik araçların yasaklandığının, çünkü bütün bu teknolojik icatların günün birinde yok olursa insanlığın yeteneksiz ve işlevsiz bir akılla kalacağı korkusu, bitkilerin ve hayvanların hakları vs. konuları ele alıyor.
Erewhon, çok beğendiğim bir eser olmadı maalesef. Ortada bir kurgu olduğunu düşünmüyorum, çünkü arada kalmış hissi son sayfaya değin hissediliyor. Roman mı, distopik roman mı ya da kurmaca mı, kurgu dışı mı olduğuna karar verememiş bir metin bana kalırsa. İngiltere’nin yapısal temellerine, toplum yapısına ve yaşayışına önemli bir hiciv olsa da, fazla gerçek dışı kaçtığını söylemem gerek. İlla bu türü okumak istiyorsanız, benim çok beğendiğim “Geriye