Gerçekçilik Savaşı

0,0/10  (0 Oy) · 
1 okunma  · 
0 beğeni  · 
564 gösterim
"... biz, ulus köklerinden ayrıldıkları, Batıyı öykünmeye yöneldikleri için 'öncüler'le çekiştiğimiz gibi, sadece ulusal çerçeve içerisinde, 'donmuş' kalmak isteyen gelenekçilerle de çekişiyoruz. Biz öyküntücü değiliz, gelenekçi de değiliz. Bugün Fuzuli gibi yazılmaz... Ama yeni Türk sanatçısı, bu sanatçıların çağlarındaki değerini bilmek, anlamak zorundadır. Hele Halk Edebiyatı konusunda, bu büsbütün böyledir... Yeni bir Türk şairinin, ya da hikayecisinin, kendisini içinde yaşadığı toplumsal gerçeklerden soyarak, Batıda yaşamış, ya da yaşayan bir sanatçı sanması da yanlış bir şeydir... Ama böyle dedik diye, Batılı sanatçıları aşağılayacak değiliz; tam tersine, onların yöntemleri bize lazımdır. Onları okuyacak, gelişmeleriniz izleyeceğiz."
- Attila İlhan-
(Arka Kapak)

Kitaptan 7 Alıntı

Kültürsüz Hikaye
Bir de aksini düşünelim. Sanatçının, düşünce sistemi yok. Bırak düşünce sistemini, herifçioğlu düşünmek zorunluluğunu kavramamış. Nereye varır bu? Bu sanatçı düşünmez, duyar. Düşünmediği bir fikir disiplini olmadığı için, fikirleri ya yoktur, teşekkül etmemiştir; ya da gazete, radyo malumatı, sohbet kırıntıları olarak vardır. Duygularını bunlara karıştırır, teknik yeteneğine göre bir şeyler yapar. Bu takdirde kendini tekrara, serseri bir gök taşı gibi, o etkiden bu etkiye yuvarlanıp gitmeye başlayacaktır. Sonunda düşeceği, muhakkak! İstediği kadar kendini 'büyük sanatçı' satmaya çalışsın. Zaman küt diye, yargısını verir

Gerçekçilik Savaşı, Attila İlhan (Sayfa 27)Gerçekçilik Savaşı, Attila İlhan (Sayfa 27)

insanlar böyledir zaten, kendilerine ait oldu mu, her şeye kuş kondururlar. sokakta bir herif, bir kadınla yatar, fuhuş olur; kibar bir yerde aynı şeye fuhuş değil aşk derler. her şey buna göre.
ATİLLA İLHAN

Gerçekçilik Savaşı, Attila İlhanGerçekçilik Savaşı, Attila İlhan

Kültürsüz Hikaye
Sanatçı, malum, söyleyecek sözü olan adamdır. Fakat söyleyeceği söz, kaleminin ucuna gökten inmez. Bu söz, bir özdür. Bu özün, belli bir disiplin içerisinde bulunması gerekir. Eğer sanatçı bu disiplini kurabilmişse, önemli bir adım atmıştır. Bu disiplin sanatçının kendisini sanatçı, çevresi ve bunların ilişkileri üzerinde düşünmesi, çalışması; giderek, söyleyeceği sözü ayarlaması demektir. Kendisini, çevresinin, toplumun ve doğanın etkilerine, gelişigüzel salıvermemesi demektir. Değil mi ki sanatçının işi, gelişi, yayılışı, yapılışı bakımından toplumsal; taş çatlasa, o da toplumsal bir sorumluluk taşıyor. Böyle bir sorumluluk taşıyınca da bir fikir disiplini, bir dünya görüşü ona şart. Sanatçının vatandaş sıfatını yadsıyabilir miyiz? Şu halde konuşabilmesi, her şeyden önce kafasının işlemesini, düşünmesini gerektirir. Ancak kafası disiplin içerisinde, bir yöntem tutarak işleyen bir sanatçı, durmadan söyleyecek söz bulabilir. Her söyleyeceği söz, önceki söylediklerinden, ancak bu şekilde daha yeni, daha ileri olabilir.

Gerçekçilik Savaşı, Attila İlhan (Sayfa 26)Gerçekçilik Savaşı, Attila İlhan (Sayfa 26)

Toplumsal Bir Gerçekçilik
Mesele şu: Önce hikaye yazmaya karar verip, sonra memlekete bakmayacağız. Önce memlekete bakacağız, o bize hangi konuyu, nasıl işleyeceğimizi gösterecek. Başlangıçta hikaye fikri değil, memleket fikri var. Memleket, hikayecinin kaprisine bağlı yardımcı bir öge değil. Tersine, o gerçekten var olan, etkileyen, yaratıcı ortam! (...) İşte burada fikir disiplini dediğimiz şey, işe karışıyor. Neymiş o: Memleketimizi içinden. 'socialement' göreceğiz: toplumsal kuvvetleri, tarih alanında gelişmesini, ilişki ve çatışmalarını bileceğiz. Bu bilginin ışığında, toplumsal gelişmenin bilimsel çözümlenişi genel anlamıyla özümüzü; özel anlamıyla, onun devamlı olarak değişen ve yenileşen konularını, ardı ardına getirecek. Arkasından bu konuların estetik dökümü geliyor. Sanatçının zanaat ustalığı, burada işte. Konularını 'image'ler halinde, estetik senteze katabilmesinde! Hem de başarılı bir senteze. Ancak bu kapılar, bizi çıkmazdan çıkarır.

Gerçekçilik Savaşı, Attila İlhan (Sayfa 37)Gerçekçilik Savaşı, Attila İlhan (Sayfa 37)

Yanlış Ölçü Sorunu
Örnek: Özgürlüğü, en ilkel anlamıyla, serbestçe hareket etmek diye alıyorum. Bir denizde olduğunuzu düşünün. Altınızda bir sandal var. Bu denizde hareket etmekte hürsünüz. Aklınıza esen yöne gidebilirsiniz. Tutan yok, eden yok. Öyle mi? Bunu ancak ilkel, deniz hakkında hiçbir fikri olmayan bir kişi düşünebilir. Uygar bir insan iyice bilir ki, istediği yere gidebilmek için, rüzgarın yönlerinden yıldızların durumlarına, akıntılara ve nedenlerine kadar bir sürü şeyden anlamak lazımdır. Ancak bu bilgi, zorunlulukların kavranması, istediğin yere gitmek bahsinde seni özgür kılar. Özgürlük, bilmektir. Yoksa kendini özgür hareket ediyor sanır, sonra rüzgarların, akıntıların oyuncağı olursun. Boğulursun, belki de.

Gerçekçilik Savaşı, Attila İlhan (Sayfa 53)Gerçekçilik Savaşı, Attila İlhan (Sayfa 53)

Toplumsal Bir Gerçekçilik
(...) Temelde toplumsal gerçek (memleket) var demiştik. Memleketin toplumsal ortamı değiştikçe, özün dengesi ve yönleri değişecek. Giderek olgular, durumlar, tipler ve ilişkileri, değişecek, yenileşecek! Bunlar yeni 'image'ler getirecekler. 'Image'lerin anlatılışlarından, yeni estetik bileşimler doğacak. Bu eserler, halk yığınlarını etkileyecek; bu etki, toplumsal gerçeğin (memleketin) gelişmesi yolunda, bilinçli bir iş görecek. İşte bu toplumsal gerçekçilik anlayışıdır ki, hikayemizi, sürüklendiği yavanlıktan kurtarabilir; hızla, memleket hayrına geliştirebilir.

Gerçekçilik Savaşı, Attila İlhan (Sayfa 38)Gerçekçilik Savaşı, Attila İlhan (Sayfa 38)

Yanlış Ölçü Sorunu
Sanatın özellikleri kadar, onun toplumsal gelişme ve nedenleriyle ilişkilerini bilmeyen edebiyatçı, istediğince kendini özgür sansın; özgürlüğü, denizdeki ilk insanın özgürlüğünden farklı değildir. Bu bakımdan, özgürlük adına, sanatçıyı bireysel estetik anlayışların dar çerçevesine iten eleştirmeci, onu gerçekte bilincinden koparıyor, toplumsal akışların ortasından serseri bir hale getiriyor. Oysa sanatın toplumsal özelliklerini tanıyan, edebiyatın gelişmesini toplumsal olarak açıklayan, toplumsal estetik tutumlu eleştirmeci, bilginin verdiği özgürlüğe götürüyor sanatçıyı. Onun güvenliğine ve rahatlığına.

Gerçekçilik Savaşı, Attila İlhan (Sayfa 53)Gerçekçilik Savaşı, Attila İlhan (Sayfa 53)