Yazarın hiçbir edebi yapıtını okumadan Günlük'üne başladım. Bu kitabı okumamın sebebi ise açıkçası bu yaz gitmeye düşündüğüm Polonya'nın edebi ruhuna biraz daha hakim olma isteğiydi. Yazarın Polonya'yla olan bağları düşünüldüğünde, kitabın Arjantin'de yazılması, günlüğe konu fiili olayların Arjantin'de geçiyor olması da bir sorun değildi. Günlük, yazarı tarafından ciddiye alınmış, içi epeyce dolu metinlerden oluşuyor. Bu açıdan, okunmayı hak ediyor da. Fakat Gombrowicz'in belli meseleler hakkındaki görüşlerinin pek çoğuna katılmadığımı, hatta kimine karşı düpedüz tavır alma ihtiyacı hissettiğimi söylemeliyim. Problem olarak, bir defa, yazarın kimi yerlerde altını daha ince, kimi yerlerde de barizce ve çok kalın çizdiği ciddi bir seksistliği var. Kadının önemli olan kısmının bedeni olduğunu, beyninden zaten pek bir şey çıkmayacağını, bütün kadınların kendini erkeklere pazarlamakla yükümlü metavari şeyler olduğu, hatta böyle olmasının da doğru olduğunu sezdiren düşünceleri, kimi fikirlerini çok özgün ve yerinde bulduğum yazara karşı neredeyse beni tiksindirtti. İkinci problem de Batı-Polonya, Batı-Latin eksenindeki fikirlerindeydi. Bu denklemde Polonya ve Arjantin'e atfettiği aşağılık kompleksli yüklü ezici tutumlar da doğrusu hiç hoşuma gitmedi. Kafede siyaset, sosyalizm tartışan gençlerle alay etmesi, bir masada tanıştığı Borges ve benzerleri hakkında öne sürdüğü, "Avrupa taklidi orijinal, oyunlu, büyük edebiyat yapmaya çalışacaklarına yerel sorunları anlatmaları gerek, onların gücü ancak buna yeter"vari düşüncelerin, tarihin de aksini ispat ettiği acınası yanlışlığı karşısında ben de ne düşüneceğimi bilemedim.