Adı:
Hicab
Baskı tarihi:
Şubat 2014
Sayfa sayısı:
399
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055205829
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Düşün Yayıncılık
Baskılar:
Hicab
Hicab
Hicab
Nerede bir ahlaki çöküş, heva ve heveslerin peşinden gidiş, şehevi arzulara tapınış olursa, orada toplum ya da millet gerçekten korkunç bir tehlikeye ulaşmış demektir. Evet, bir toplumun kadınıyla erkeğiyle, yaşlısı ve genciyle durumları bu olur ve hayvani arzularına esir olurlarsa, böylesi bir çirkefe bulanırlarsa; bu cinsel aşırılık onları ister istemez öylesine bir uçuruma yuvarlar ki, sonuçta doğal olarak o toplum ya da millet içinde helakin, yok oluşun ve ortadan kalkışın tüm nedenleri de var olur. İşte şu yok olmaya yüz tutan ileri toplumlar... Kendileri bir ateş çukurunun kenarında bekleyip durmaktalar. Her an oraya kayıp yok olmaları kaçınılmazdır..
424 syf.
·Beğendi·9/10
İlk öncelikle bu kitabın gerçekten bir kadının okunması gerektiğini düşünüyorum
Kitap örtünmeye ve hicaba çok güzel sağlam
Çalışmalardan yararlanmış
Kitabı okuduğunuzda gerçeklerin nerden doğduğunu göreceksiniz
İnsanin cinselliğe olan bütün olgularından bahsedip
Yunan devri fahişeliğin doğuş serüvenini anlatan
Size dolu dolu bilgi katan
Hicap olgusu adina donanim sağlatacak, sağlam bir kitabın sizi beklediğini söylemek isterim
Kitap ortünmenin ne kadar sağlam, piskolojik bir savunma mekanizmasi olduğunu sizlere anlatacaktır
Kadina yapilan akıl almaz zulümlere kadinin batı dilinde ne kadar degersiz olduğunu
Kadını bir et parçasi olarak görduklerinden bahsedicektir
Bu kitabi okudugunuzda bunlarda varmış dedirtecek bir kitap
Okumanizda fayda var diyorum
Hani bir söz vardir "okuduğun her kitap senin ne kadar cahil olduğunu gösterecektir "derler ya işte ben onu ilk bu kitapta gördum
424 syf.
·10/10
Dünyadaki belli milletlerin kadına verdiği değer ile İslâm'ın verdiği değeri gördükçe çok kez İslam da kadın olmanın kıymetini anlamak isteyen tüm okurlara tavsiyedir.
.
Not : Alıntılar kitabın zengin içeriğinden damlalardır.
424 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Kitap bildiklerimin bir araya getirilmiş hali idi. Hacimli olması beni azcık sıktı. Ama genel itibariyle çok güzeldi. Özellikle son 150 sayfası daha fazla ilgimi çekti. Birde Avrupa'nın kadınları nasıl itibarsızlaştırdığı ve canilikte ne kadar ileri oldukları.. Ne bir insan nede hayvanın yapmayacağı derecede rezil tutumları. Bayanlar merkez alınarak yazılmış bir kitap olsa da iki kutbun da okuması gerekli diye düşünüyorum.
Mevdudi gerçekten çok kıymetlidir benim için. Bazı rahatsız edici ifadelere rağmen kitaba iki kez şans verdim devam etmeye çalıştım. Ama şu kısım kitabı bir kenara kaldırmama sebep oldu maalesef.
"Kadın sürekli olarak hep erkeğin ardından gelecektir. Sen ne kadar çaba gösterirsen göster, ne kadar didinirsen didin, kadınlar arasından asla Aristo gibi, İbn Sina gibi, Kant, Hegel, Şekspir, Hayyam, İskender, Napolyon, Salahaddin Eyyubi ve Tuslu Nizamülmülk gibi birilerini, bir dahiyi asla çıkaramazsın."
Bazı hassas konularda her yazılana tahammül edemeyebiliriz etmemeliyiz.
Kadınların erkeklerle aynı hakka sahip oldukları halde , bazı yerlerde ve çok defa Miras konusunda yarı hisse almasının sebebi şudur : kadının her türlü hak ve hukuku erkeğin omuzlarına yüklenmiştir. evlenirken kocasından mehir alır. geçimi ona aittir. halbuki Erkeğe böyle bir avantaj tanınmamıştır. Üstelik kadının geçim meselesi yalnız erkeğini ilgilendirmez. belki , kocanın bulunmadı veya elinin dar olduğu zamanlarda babası , ağabeyi , erkek kardeşi, hatta oğlu veya şeriatın görevlendirdiği herhangi bir yakını kadına bakmak zorundadır . görülüyor ki kadına , hiçbir zaman erkekler kadar sorumluluk yüklenmemiştir . bundan dolayı miras konusunda kadına düşen pay azdır ; eğer sözü geçen avantajlardan sonra bir de kendisine miras eşitliği tanınmış olsaydı bu , erkeğe karşı bir zulüm olurdu .
Kadın , cinsi arzu ve seksüel temayüllerle birlikte, yaratılış da kendisine bahşedilen utanma , çekinme, ar ve haya gibi fıtri hasletlere sımsıkı sarılmalı , nefsini erkeklere peşkeş çekici bütün faaliyetlerden uzak bulunmalıdır .
Paul Bureau:
Bir kadının altı aylık bir çocuğu ölmüştür. Bu kadın çocuğunun naaşını elleri arasına alarak mutlu bir şekilde dans eder ve şarkı söyler. Sonra da komşularını bir bir dolaşarak:
"Biz bundan böyle başka çocuk yapmayacağız. Oh ne güzelmiş! Bundan böyle ben ve kocam bu çocuğun ölümünden dolayı gayet rahat içinde yaşayacağız.

İkinci kadına gelince; bu da çocuğunu iple boğmak istemiş, sonra canlı olduğunu fark edince , başını duvara çarpa çarpa ölmesine neden olmuştur. Yine Fransız hakimleri bu kadına da ceza tatbikini uygun görmemiş, onu beraat ettirmişlerdir.

1918 yılında Fransa'dan Siene şehrindeki mahkemeye bir dansöz kadın çıkarılır. Kadın, çocuğunun dilini ta dibinden çekip koparmaya çalışmış, sonra da boynunu koparıp atmış . Bu kadın da aynı şekilde gerek mahkeme heyetince ve gerekse de avukatlarca suçsuz bulunmuştur.


İmanı olmayan esfeli safilinlerr!!
Şimdi , insafla düşünün:

Yaratıcı kudretin bu kuvvetli sevgiden/muhabbetten güttüğü gaye sadece kadınla erkek arasında cereyan eden cinsi münasebet ve muamele için midir ? bundan başka , iki cins arasında daimi bir alaka ve irtibat yok mudur ? açıktır ki , erkekle kadın arasındaki cinsi temayüller , bahsettiğimiz ulvi gayenin tahakkuku için , daimi bir irtibata ve alakaya dönüşmektedir. Aile teşekkülünü sağlayan unsurlar da esasen söz konusu ettiğimiz daimi irtibat ve alakalar değil midir? çünkü bu alaka, ailenin temelidir . daha sonra gelen kan akrabalığı da sonsuza doğru zincirlemesine uzayan bir keyfiyet belirtir. aileler de musaheret(damat edinme ve kız alıp verme ) yoluyla birbirlerine bağlanır. Aralarında yakınlık ve sevgi alışverişi teessüs eder. yardımlaşma başlar . işte medeniyetin ortaya çıkışı...
Hakikatin medeniyet, insanların bir arada yaşaması demek değil midir ?
Hintlisi, Avrupalısı, Frenkiyle, yüksek sosyeteye mensup yarı çıplak, güya giyinmiş kadınlar her tarafta dolaşıyorlar. bu gibi manzaralara alışmış olan gözler için işin hayasız, hicabsız ve utanılacak yönleri çoktan unutulmuştur. hiç kimse bu şekilde giyinmenin utanmazlık olduğunu aklına getirmiyor bile ... herkes tek şey düşünüyor : seksüel duygular...
3- kadının çalışma alanını erkeğinden kesinlikle ayırmak ... her ikisinin , yaratılışlarını gözününde tutarak , düşünce ve bedeni yeteneklerine göre , medeniyetin gelişmesi için ayrı ayrı vazifeler vermek ... ayrı hizmetlere tayin etmek ... Medenî faaliyetlerini , kendi alanlarında birbirine yardımcı olacak , yerlerini ve mevkilerini bilecek, birbirlerinin işini baltalamayacak şekilde organize etmek...
Hinduların dini kanunu olan Veda'lara göre kadınlar ilim tahsili yapamaz . bu yol kendine kapalıdır . Buddha daha ileri gider. Yalnız ilim yolunu tıkamakla kalmaz , kadınların kurtulmayacağını ileri sürer. Hristiyanlık ve Yahudilik için kadın , insanı günaha götüren baş müessirdir .

Eski Yunan'da , ev halkı için ne ilim , ne de edep öğrenmek sözkonusuydu . okuma ve yazma gereksiz sayılıyordu . herhangi bir ilim dalında araştırma yapmak mümkün değildi. kadınların elde edebileceği öğreneceği tek şey , sadece erkekleri eğlendirmesini bilme ve seksüel isteklerini tatmin etme usülleriydi. yani kadın , ahlaksızlık dersi alıyordu.

Roma , İran , Mısır ve Çin'de de durum aşağı yukarı böyleydi . öteki medeniyet merkezileri de farklı sayılmazdı. kadınlar, bir alçaklık ve rezalet içinde yüzdüklerini biliyor, bunu kabul ediyorlardı. bu gibi düşünceler "izzet-i nefis"lerini ortadan kaldırmıştı. inanıyorlardı ki, inanıyorlardı ki dünyada herhangi bir hak ve hukukları yoktu. varlıkları faydasız ve lüzumsuzdu . sadece erkeğin gönlünü hoş etmek için yaratılmışlardı. erkeklerin onlara zulmetmeye ve baskı yapmaya hakları vardı . kadın denen yaratık , erkeğin her türlü baskısına ve zulmüne maruz kalmalı , bunu sineye çekmeli, itiraz etmemeliydi. Kölelik zihniyeti o kadar ilerlemişti ki bir kadın , kocasına "sahibim", "Malikim" anlamına gelen "Patti Varta" kocası isi karısına "cariye" ve "kul" , "köle" demek olan "Dasi" kelimesi ile hitap ederdi . bu kelimelerin gerçek manası üzerinde durulursa "Patti Varta" nın "mabud", tapınılan şey/ilah anlamına geldiği kolayca anlaşılır.

Bu gibi görüş ve anlayışların üzerine, sadece pratik bakımdan değil, fikir alanında da İslam inkılaplar meydana getirmiştir . hem kadın hem de erkeğin kafa formasyonunu tamamiyle değiştirmiştir . kadına saygıyı , kadınım bir 'varlık' olarak kabul edilmesini , hak ve hukuku olabileceği fikrini insanların zihnine İslam sokmuştur.


Zamanımız İnsanlarının ağzında 'kadın hakları', 'kadının eğitim ve öğretim meselesi', 'kadının uyanışı' gibi sloganlar dolaşıp durmaktadır . bunlar , Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi vesellem tarafından , on dört asır önce ortaya atılmış bulunan ve insanların psikolojisini değiştiren sesin yankısıdır. KâinatınEfendisi , tâ o zaman kadının da erkek gibi bir 'insan' olduğu anlatmış, belli bir hak ve hukuka sahip bulunduğu gerektiğini belirtmiştir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hicab
Baskı tarihi:
Şubat 2014
Sayfa sayısı:
399
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055205829
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Düşün Yayıncılık
Baskılar:
Hicab
Hicab
Hicab
Nerede bir ahlaki çöküş, heva ve heveslerin peşinden gidiş, şehevi arzulara tapınış olursa, orada toplum ya da millet gerçekten korkunç bir tehlikeye ulaşmış demektir. Evet, bir toplumun kadınıyla erkeğiyle, yaşlısı ve genciyle durumları bu olur ve hayvani arzularına esir olurlarsa, böylesi bir çirkefe bulanırlarsa; bu cinsel aşırılık onları ister istemez öylesine bir uçuruma yuvarlar ki, sonuçta doğal olarak o toplum ya da millet içinde helakin, yok oluşun ve ortadan kalkışın tüm nedenleri de var olur. İşte şu yok olmaya yüz tutan ileri toplumlar... Kendileri bir ateş çukurunun kenarında bekleyip durmaktalar. Her an oraya kayıp yok olmaları kaçınılmazdır..

Kitabı okuyanlar 51 okur

  • Abdullah

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%10 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0