Dünya sahnesinden çekilirken arkasına bakıp "Hoşça kalın" diyebilmek, her faniye nasip olmayan bir vakardır. Aziz Nesin, ömrü boyunca kalemini bir kılıç gibi kuşanmış, kelimelerini ise toplumsal aksaklıkların üzerine birer merhem gibi sürmüştü. Ancak bu eser, o keskin mizahın ardındaki yorgun ama mağrur bir ruhun son nefesidir.
Hoşça Kalın, bir vedadan ziyade, bir hesaplaşmadır. Yazarın kendiyle, halkıyla ve hiç bitmeyen kavgasıyla girdiği o büyük son mülakatın dökümüdür.
Kitabın sayfalarını çevirirken, Aziz Nesin’in sadece bir mizah ustası değil, aynı zamanda bir toplum mühendisi ve bir vicdan bekçisi olduğuna şahitlik ederiz. O, ölümü bir son olarak değil, tamamlanmış bir vazifenin huzuru olarak karşılar. Satır aralarında süzülen samimiyet, okuyucuyu bir yazarın çalışma masasına, en mahrem düşüncelerine davet eder. Burada karşımızdaki adam, milyonları güldüren o "Zübük"lerin yaratıcısı değil; çocuklarına, vakfına ve ideallerine tutunmuş, gitme vaktinin geldiğini bilen bilge bir adamdır.
Aziz Nesin külliyatında alışık olduğumuz o kahkaha dolu eleştiri, bu eserde yerini duru bir hüzne bırakır. Ancak bu hüzün, bir yenilmişlik ifadesi değildir. Aksine, "Ben görevimi yaptım, sıra sizde" demenin vakur tınısıdır. Kitap boyunca yazarın yaşam felsefesi bir dantel gibi işlenir: Çalışmak, üretmek ve kendinden sonrakiler için bir parça gölge bırakabilmek.
Nesin’in kaleminden dökülen her cümle, aslında birer vasiyetnameden kopup gelmiş gibidir. O, hayata dair en büyük şakasını sona saklamıştır: Giderken bile yaşatmak. Vakfına bıraktığı miras, sadece maddi bir varlık değil, bitmeyecek bir aydınlanma ateşidir.
Okuyucu, kitabın kapağını kapattığında sadece bir anı kitabı bitirmiş olmaz. Bir devrin, bir kavganın ve bir inancın özetini zihnine kazır. Aziz