Bittiğine üzülsem mi okuduğuma sevinsem mi bilemedim...
Son zamanlarda beni en heyecanlandıran kitap oldu.
Belki de duymak istediklerimi söylediği içindir belki de gerçeklikten bahsettiği içindir, bilemem.
Bir düşündüm, sabah uyanıp "bugün bir kaç kişiyle kavga eder, birinin de canına kastederim" düşüncesiyle evden çıkmıyorum. Ama gün içerisinde öyle şeyler oluyor ki, insan ilk olarak saldırmayı düşünüyor. Peki neden? Neden ilk olarak saldırmak aklıma geliyor? İletişim, hoşgörü, anlayış gibi değerlerden uzaklaşıp neden karşımdaki kişiyi yok etmek istiyorum?
Hani denir ya, denizde ne varsa kıyıya o vuruyor. İşte kitap bunu konu ediniyor. Biz, sürekli şiddete eğilimli haberleri, kitapları, filmleri, olayları görüyoruz. Bunun sonucu olarak da kendimizi şiddetle besliyoruz. İçimize işleyen şiddet, ilk fırsatta kendini göstermeye çalışıyor.
Şimdi biraz geriye gidelim. Kıllı, yabani görünümlü, sanatı edebiyatı olmayan vahşi insanlara... Konu hakkında hazırlanan her içerikte, o insanlara, yani atalarımıza karşı acımasız ifadelerde bulunuluyor. Halen kaba saba davranan insan gördüğümüzde "mağarada mı yaşıyorsun?" yakıştırması yapılıyor. Ancak o insanların, avcılık toplayıcılık yapan o insanların, bize göre daha yumuşak huylu olduğu anlatılıyor. Yerleşik hayata geçen ve mülkiyet kavramıyla tanışan insanlık, gücünü artırmak için ilk olarak güçsüzleri baskı altında tutmaya başlayıp birbirlerine karşı kışkırttıklarında insanlık medeniyetten uzaklaşıyor.
Peki neden insanların kötü olduğuna inandırılıyoruz?
Eğer insanlar kötüyse, güvenliğe daha çok para harcarız, kendimizi güvende hissetmek için bizden daha güçlülere teslim oluruz, o güçlüler de bizi korumanın karşılığında sömürür, tahakküm altına alır, yaşamı idame ettirecek kadar besler ve herkesi kendisine karşı köle olarak