Durkheim her toplumun kendine özgü olan ve büyük toplumsal dönüşümler ya da olağandışı durumlar olmadıkça durağan kalan bir “toplumsal intihar oranı” bulunduğunu belirtir. İntihar oranları kendine özgü, belirli bir olgu türüdür. Durkheim’ın “İntihar” kitabında örnek olarak sunduğu çizelge tablolarındaki intihar oranlarının sürekliliğin ve değişkenliğinin gösterdiği budur. Çünkü birlikte ortaya çıkan çevre koşullarının türlülüğüne rağmen, birbirine bağlı ayırt edici bir sürü özelliklerle ilgili olmasaydı bu süreklilik açıklanamazdı. Kısaca verilen istatistiklerde görülen şey her toplumun karşı karşıya kaldığı intihar eğilimidir. Bu bakımdan Durkheim’ın amacı tek tek intiharların ortaya çıkışında söz konusu olan bütün koşulların mümkün olan tam bir dökümünü yapmak değildir yalnızca intiharların toplumsal oranı adı verilen bu belirli olgunun bağlı olduğu koşulları araştırmaktır. Başka bir ifadeyle, toplumsal intihar oranını belirleyen şey, intihar olayıyla birlikte görülen kimi toplumsal etkenlerdir ve intiharın nasıl oluştuğunu anlamamızı sağlayacak olan da bu etkendir. Bu toplumsal etkenleri oluşturan dinsel bağlılık, aile yaşamı, sevgililik ilişkileri, evlilik, ulusal veya siyasal(milliyetçilik gibi) öğeleri ile intihar oranları arasındaki bağları inceleyen Durkheim, dört ayrı intihar türü belirtir.
1. Bencil intihar: Bireylerin toplumsal çevresiyle bütünleşememesi sonucu olur. Durkheim bu saptamaya ulaşırken Katoliklerin topluluk yaşamıyla yoğun biçimde bütünleştiği için Katolikler arasında intihar oranlarının az görüldüğünü belirtir. Buna karşılık fertçiliğin ön planda olduğu, laikliğe özendirilen Protestanlıkta bireyle toplum arasındaki bağlar gevşeyip koptuğu için Protestanlar arası intihar oranının daha yüksek olduğunu söyler. Aynı şekilde aile bağlarının