İstanbul Mahallelerinde Bir Gezinti

7,5/10  (2 Oy) · 
6 okunma  · 
1 beğeni  · 
618 gösterim
Hicvi ve dolayısıyla mizahı; toplumsal yozlaşmayı, kurumların bozulmasını, insanlar arasındaki bitmek bilmeyen çekişmeyi ve adaletsizliği anlatmak için bir silah olarak gayet iyi kullanan Hagop Baronyan, yaşadığı dönemde sansür baskısına uğramış ve elinden geldiğince buna direnebilmiştir.

İstanbul Mahallelerinde Bir Gezinti'de XIX. yüzyılın ikinci yarısının İstanbul'unda 34 mahallenin toplum yaşantısı, mahalle hayatı oldukça kuvvetli bir mizahi dille anlatılıyor. Ermeni ileri gelenlerinin Ermeni toplumunun sorunlarına ilgisizliği, zengin fakir ayrımının yarattığı çelişkiler, kadın erkek ilişkileri, kilisenin mahalle hayatı üzerindeki hegemonyası, ince ve keskin gözlemlerle aktarılıyor.

Baronyan, rengini, "siluetini" ve hatta halklarını büyük ölçüde kaybetmiş bir şehrin mazisine başka bir gözle bakmamızı sağlıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Nisan 2014
  • Sayfa Sayısı:
    136
  • ISBN:
    9789750720000
  • Çeviri:
    P.Hilda Teller Babek
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
ilker Görkem 
12 Eyl 09:30 · Kitabı okudu · 2 günde · 7/10 puan

1800'lü yılların sonunda yaşamış olan yazar, özgün üslubuyla İstanbul mahallelerini anlatmış. İlk mahalle olarak Ortaköy'ü okuyunca çok beğendim ve kitabın geri kalan kısmı için heyecanlandım. Ortaköy'ü güzel benzetmelerle mizahı karıştırarak harika bir şekilde anlatmış. Fakat diğer semtlerde bunu pek bulamadım.
Genel olarak Ermeni nüfusu, okulları ve papazlarını konu edinmiş. Dikkat ettiğim bir durum da şu oldu: Neredeyse her semtin anlatımında o semtin okullarından bahsediyor, eğer okulu yoksa eleştiriyor.
O zamanın mahallelerinde göz çarpan bazı şeyler var: Mahallelerimiz genel olarak pis, tozlu ve kötü kokuyor. Eyüp ve birkaç semt haricinde her semtte rakı su gibi içiliyor. Bazı mahalleler tekin değil. Mahalleye alternatif girişleri de belirtmiş. Kasımpaşa'da kolera belası o dönem de mevcut.
Semtlerden bahsederken asla atlamadığı bir şey var: Kadınlar... Kadınların dedikoducu olmalarından, giyimlerinden, mahalleye göre değişkenlik gösteren konuşma şekillerinden ve titizliklerinden sıkça bahsediyor.
Gelelim en sevdiğim bölüme: Gedikpaşa.
Bu semti okurken tiyatronun kıyısından köşesinden bir şeyler okuyacağımı kestiriyordum. Öyle de oldu.
Gedikpaşalıların senede bir gün tiyatroya gitmelerini bile müsriflik saymalarını okuyunca kahkaha attım. Güllü Agop'un başarısından bahsederken işinin de ne kadar zor olduğunu ekliyor. Şöyle de güzel bir kıssa var:
“Zaten burada oturanların çoğunun taptıkları tek şey altındır. Birkaç kişi yılda bir kez tiyatroya girebilir, biletçiye mağşuş(hileli, sahte)altınları yutturabilirse. Biletçi fark edip itiraz ederse şu cevabı alır:
“Bizim altın mağşuşsa sizin gösterdiğiniz oyun da tam değil.”

Sevda 
 24 Kas 2015 · Kitabı okudu

19.yüzyılın 2. yarısının İstanbulunun 34 mahallesinin toplum yaşantısını mizahi bir dille anlatan bir eser ve İstanbul her yönüyle eleştirilmiştir. Kadın erkek ilişkilerine değinilmiştir. Eser İstanbulun eski bilinmeyen yönlerini gözler önüne seriyor.