Karanlığın içerisinde geçirilmiş belirsiz bir süre sonra tutsak olduğu yerden dışarı çıkar adam. Önce ortama alışmaya çalışır, ne de olsa çıktığı yer onun gerçekliğiydi bugüne dek. Sonra adımlamaya başlar. Çok geçmeden bir kalede olduğunu öğrenir. Karşılaştığı her ortamda hem kendini hem kaleyi tanımaya başlar.
.
İyi de neden bunca süreden sonra geçmişini anımsayamaz? Karanlıklarda kalan geçmişe rağmen ilerleyen adam, kendini hem manevi hem doğaüstü olayların içinde de bulurken kendini de çevresini de anlamlandırmaya çalışır. Bir yerlerden gür, güçlü bir ses duymakta, göremese de boyun eğmesinin yararına olacağını düşünmektedir.
.
Ağaç, saat, nalbant, küçük malikâne, aslan-fare-cüce, saban, su kuyusu diye yolculuğu sürer. Her varış noktasında yeni bir bilgi öğrenir, bir yandan da kendi gücünü kavramaya başlar. Aldığı öğütler, verilen dersler... Hepsinin bir amacı vardır ama bir anda tüm bunların başındaki kişiyi ya da varlığı bulup gördüklerinin hesabını sormak ister. Çünkü ortada garip bir durum vardır.
.
Zindanın bekçisi, zindan, taş ocağı, gemi, ormandan kaçış, dönme dolap, kale ve çöl derken olayların boyutu da değişir, derinleşir. Adamsa gitgide yağısına yaklaşmaktadır. Bir süre sonra savaş meydanında bulur kendini. İki yanın da değişik orduları vardır. Kıran kırana bir meydan okuma olur. Peki, kim kazanacaktır?
.
Savaş sonrası ilerleyen bölümlerde artık daha içsel anlar çoğalır, suçluyla suçsuz ayırt edilmeye başlanır. Ama bir dakika. İkisi de ya bir kişiyse? Bu nasıl oluyor? Kurulan mahkeme bir sonuca varabilecek mi?
.
Felsefe, düşünce, anlam arayışı, insan doğasına bir yolculuk olan Kale, imgeleme yöntemiyle kaleme alınan bir betik. Başlananla varılan yerdeki siz bir olmayacaksınız. Ama bu yolculuk karanlıkla ışığın olağanüstü bir valsi olacak.
.
Betikle esen