Nispeten kısa bir hayat yaşamış olan Karin Boye, hayatı boyunca melankoliyi hep hissetti. Bunalımlı ve karamsar bir bakış açısı vardı. Hali hazırda hayatının son dönemlerini İkinci Dünya Savaşı gölgesinde yaşadı. Bastırıldı, zorluklar gördü. İsveç işgal tehdidi altındaydı ve ülke yoğun bir sansür, korku ve güvensizlik bulutunun içinden geçiyordu. İşte böyle bir ortamda, son romanı olan "Kallokain" doğdu. Boye, bu romanının bir umut ışığı olmasını istiyordu ve distopyasında bir 21. yüzyıl devletinin nasıl OLMAMASI gerektiğinin altını çiziyordu. Yayım tarihi açısından Biz, Cesur Yeni Dünya ve 1984'ün arasında piyasaya çıkar roman... Jurnalcilik, baskı, totaliterlik, propaganda, paranoya ve zihne sızma gibi kavramların üst düzeyde olduğu "Kallokain" kara bir distopya olarak önem kazanmıştır. Özel hayatın ve bireysel düşüncelerin bu yeşil sıvı ile ne kadar kolay parçalandığını görürüz. Karin Boye, yaşadığı döneminve hislerinin de etkisiyle başarılı bir anlatım yansıtmaktadır. Yazarın üslubunu biraz ağır ve alt metinlerini oldukça zengin gördüm. Cümlelerin üstüne durup düşünmeniz gerekiyor. Kurgu, günlük şeklinde oluşturulmuş. Yazarın en hoşuma giden aksiyonu ise, ilacı bularak en derin ütopyasını gerçekleştirmek isteyen kahramanını distopyanın en kara adamına dönüştürmesidir. Boye, bu zıtlıktan nefis bir şekilde yararlanır. Ve romanın harika bir önsözü olduğunu söylemeliyim!! Akışkan Gözetime çakılan selamı da unutmayayım(:
Bu distopyada ana kahramanımız Leo Kall, sıkı bir şekilde kontrol edilen ve yaşanan yer "Dünyadevlet" olan bir devlette karısı Linda ile 4 nolu Kimya Şehri'nde yaşamaktadır. Nüfus kontrol politikaları ve çalışmaları onun elindedir. Bu devlette tutku, duygular, zevk, eğlence, hobi, dostluk gibi kavramlar yasaktır. Burada yaşayanların tek bir varoluş