Harry Bosch, tam adı ile Hieronymus Bosch. Bu adını ise döneminin ünlü ama günümüzde hakkında pek bir şey bilinmeyen yani fazla tanınmayan Hollandalı ressam Hieronymus Bosch’tan almakta. 2005 senesinden beri de hayatımda ve yaklaşık olarak 14 senedir soruşturduğu cinayet vakalarında yanında olduğum, bazen ise hatta çoğunlukla gerçekten de yaşadığını düşündüğüm bir roman karakteri. Connelly’nin kalemi ile hayatının, günlük yaşamının ve alışkanlıklarının her bir ayrıntısını bizler de yaşıyor gibi okuyoruz. Caz müzik ve blues müzik hayranıdır. Bira eşliğinde müziğini dinlerken Bosch ile beraber her seferinde dolaptan aynı anda soğuk bir bira alıp müzik eşliğinde düşünerek beraber yudumlamak isteriz. Her bir sigara yakışında da ayrı bir keyifle sigara içme isteği uyandırır insanda. 14 senedir Bosch hayatımda dedim ya, işte yanlış hatırlamıyorsam 7 sene önce de sigarayı bıraktı Bosch ama sanki bir şeyler kendisinde eksik olmasına rağmen bir şeyler de daha güzel gibi oldu. Bu alışkanlıklarının yanında hayatında kaybeden bir kişi de diyebiliriz Bosch’a. Kadından yana pek bir şansı yok Bosch’un, serinin birçok kitabında gerek uzun süreli gerekse de kısa süreli olarak kadınlar ile yakınlaşması oluyor ama mutluluğu bulamıyor, bulacağını düşündüğünde ise serinin keyfi başka boyutlara gidiyor ve Bosch’un gerçekten de yaşadığını daha çok düşünüyor oluyor insan, seri daha da gerçekçi hâlâ geliyor. Kurala ve düzene karşı gelen kişiliğinin yanında içini pek etrafındakilere dökemeyen, derdini paylaşamayan içinde tutan biri, genellikle etrafındaki kişiler Bosch’un durumunu anlarlar ve iç halini çözümlemeye çalışırlar. Şimdi belki bu yazdıklarım biraz fazla klişe gibi gelecek ama romanlar içinde en ufak bir klişe durum olmadan her bir şey gerçek hayata uygun bir şekilde, en ufak bir