Edebiyatı seviyorum, çok başka seviyorum. Bazen onlarca cümleyle anlatmaya çalıştığımız şeyleri tek kelimeye kadar indirgiyor. Bazen acaba 'Dünya'da başka var mı böyle olan, düşünen' diye düşünürken satırlarda denk gelebiliyoruz böyle olana, düşünene. İnsana bi rahatlık veriyor, yaz sıcağında içilen buzlu bi içecek gibi. Misal veriyorum varoluşsal acının nirvasını hissettiğimiz vakit o vaziyeti anlatmaya çalışmak yerine 'Meursault gibi' diyebilmek yahut tembelliğin diz boyu olduğu vaziyetlerde 'Oblomov gibi' diyebilmek gibi kolaylıklar ve kültür oluşturur edebiyat. Peki niçin bunu belirterek başladım diye sorgulamadan sizler, yani bu yazıyı okuyan bi avuç okur; belirtmek isterim. Yeni bi kolaylık daha elde ettim. Dimağıma bir yeni kahraman katıldı. Knulp. Knulpluk..
Knulp, özgün ve arı diliyle okurların zihinlerinin kenarda usul usul geçen Hermann Hesse'nin öykü kahramanıdır. Lakin çok farklı bir kahramandır, çok başka meziyetlere sahiptir, bunun hasebiyle olsa gerek, kitabın adı kahramanın adıdır.
Knulp, bizim toplumumuzda avare denilen kavramın hakkını vermeye çalışan, çok şey yapabilecekken hiçbir şey yapmak istemeyen, yalnızca dinginliği ve huzuru arayan bir kahramandır, ne kahraman ama değil mi.. Kitabın adıyla kahramanın adının aynı olduğu vakitler genelde böyle süper kahramanlar görürüz, yalnızca kendisinin değil, binlerce insanın kaderi olan kahramanlar, gerçekten kahramanlar, Robin Hood mesela. Yahut böyle çok başka bir seviyeye ulaşmış, çok başka meziyetlere ulaşmış, Martin Eden gibi mesela. Lakin Knulp öyle değildir esasen. Oldukça sade, tüm eylemlerden uzak kalmayı tercih eden, keyfi ve keyfinin kahyasıyla koordineli şekilde yaşayan birisidir. Bu kitapta da 3 öykü içersinde görüyoruz Knulp'u. İlkinde kendi gözünden görüyoruz Knulp'u. İkincide yakınından