Hesse'nin yazınsal başarısı, ütopik bir gelecek romanı olan "Das Glasperlenspiel" ("Boncuk Oyunu", 1943) adlı yapıtıyla en yüksek noktasına ulaşmıştır. Bu yapıt öyle bir manevi dünyanın hulyasıdır ki, orada, Kastalia'nın "Pedagoji Ülkesinde"ki keşişler gibi dünyaya kapalı, arınmış, büyük ve deneyimli ruhlar, tertemiz, evrensel bir dille, insanoğlunun sanat ve bilim alanında yarattığı en yüksek düşünceler ve yapıtlar arasında ilişki kurup birbiriyle karşılaştırırlar. Ancak burada da kahraman, sonunda insanı şaşırtan bir davranışla bu yüksek, seçkin ve kendi kendine yeten çevreyi bırakıp gider. Çünkü dünyaya yönelmiş, iş yapan, devinen, acı çeken ve seven, âşık olan yaşam biçiminin de yadsınamayacak, silkilip atılamayacak bir gerçekliği, kendine göre bir değeri olduğunu anlamıştır. Böylece Hermann Hesse de, yapıtlarının hiçbir yeri kendine yurt edinemeyen huzursuz kahramanları ve bunlardan biri olan ''Knulp''u gibi, durmadan dolaşmış, durmadan yollara düşmüş, durmadan aramış, ancak hiçbir zaman, hiçbir yerde bir erince, bir sonuca ulaşamamıştır. Ve işte böyle biri olduğu için, olmuş bitmiş biri değil de, gerçek bir arayıcı olduğu için, bütün yaşamı ve yapıtları boyunca, bunalımlar ve umutsuzluklarla dolu bu çağın bir sürü arayanına ve umarsızına bir yardımcı, bir yoldaş, onların iç dünyaları için gerçek bir ayna olmayı başarabilmiştir.
(Önsözden)