Kör Dövüşü

·
Okunma
·
Beğeni
·
330
Gösterim
Adı:
Kör Dövüşü
Baskı tarihi:
Kasım 2018
Sayfa sayısı:
94
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755709529
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
Kör Dövüşü farklı biçimlerde kuşatılmış kadınların, ailesine kırgın çocukların, hayal kırıklığına uğrayan eşlerin tahammül eşikleri aşıldığında ortaya koydukları iradi eylemin öyküsünü anlatıyor. Her hikâye incinmekten karar almaya ve nihayet öfkeye doğru uzanan o engebeli yolun bir parçası olarak hayat bulurken; farklı kültür ve sınıfsal kökenlerden gelenlerin, farklı deneyimlerle harlanmışların yolu, bu ortak duyguda kesişiyor.

Ayşen Işık bir silahın metal soğukluğundan bir mavi elbiseye, bir anı defteri sayfasından bir seri üretim hatasına objelerin, mekânların bellekteki izinin altını çiziyor, ânı dondurarak hislerin uçuculuğuna son veriyor ve minimal üslubunun zenginliğiyle tüm detayları nakşediyor zihnimize. Elini vicdanına değil adalet terazisine koyanlar için...

“Zihnimin arkasında karanlık bir nokta, bir karara kışkırtıyor beni, bazı şeylere son vermeli, tez elden son vermeli, buna kim engel olabilir?”
94 syf.
·7 günde·Beğendi·8/10
Bir şeylere başlamak her zaman için zor gelir bana. İyi ya da kötü herhangi bir durum içerisine girmeye yeltenmek bu durumdan çıkıştan her zaman için daha zordur çoğunlukla bizler için. Yazmaya başlamak, konuşmaya başlamak vs.

Bir şekilde başladım işte...
Öykü ve ilklik... Yani yazarın ilk öykü kitabı. Daha önce dergilerde yayınlanmış öyküleri de var. Pek bir bilgim olmadan rastgele aldım kitabı. Öyküler konusunda ise neredeyse hiçbir bilgim yok. Okuduklarım kadar bildiklerim... Bu yüzden teknik bakımdan çok üzerinde duramam.

Öykülerin tümü için geçerli olanlar; kısa ve öz olması, akıcılık ve sade dil tercihi. Yer yer betimlemeler olsa da (özellikle son öykü beni mahvetti güzel anlamda) yine de yetersiz geldi bana. Cümleler de net ve kısaydı. Birçok öyküde ise hiç yabancısı olmadığım sonunun olmaması özelliği mevcuttu. Bizler tamamlarız ya da yazarın imasıyla birlikte algılarız sonu...

Tamamdır, yeterlidir. İçeriğe yüzeysel değinmesem olmazdır...

Ruha dokunan öyküler, yaşanmışlıklar ve yaşanılacaklar...
Komşumuz, yakın akrabamız, annemiz, kardeşimiz, teyzemiz... Çoğunlukla kadınlar ve çocuklar...
Yaşanılan sorunlar, sıkıntılar ve başa çıkmaya çalışılan durumlar...
Suçluluk içinde kıvranışlar ancak suçun kimde oluşunu tam kestirememe, bu yüzden vicdani azaplar...

Daha bunlarla sınırlı değil elbette.
Baskı... Bir şeyleri yapmak istemediğin halde yapmaya zorlanmak.
Boğulur insan boğulur... Varoluşunda yatan özelliklerini anlamaz bilemez kıvranır durur ve oradan oraya savrulur. Kestiremez olanları/ olacakları. Gözüne inmiş perdesini kaldıramaz onunla yaşamaya zorlanmıştır. Sonra duvarlar örmüştür etrafına yıkılmaz. Bu duvarları aşıp da kimse ulaşamaz ona; dokunamaz, sarılamaz... Hoş zaten başka birisi ister mi ki bunu?

İçinden hep kurar kurar kurar... Düşünür her şeyi, konuşur kendiyle de yine de bir sonuca varamaz. Yüzünde acı bir gülümsemeyle yaşar. Gerçekten ve samimiyetle olan gülüşünü çoktan yitirmiştir. Doğruyla yanlışı ayırt edemez. Bencil olan insan için bu durum çok da şaşırtıcı değil aslında.

Umut dolu hikayeler okumak isterdim ve bunu umut dolu yansıtmak. Sürekli çatışma halindeki biz varlıklar biraz da olsa kendimizi uyku moduna alabilmeliyiz aslında. Mola vermeliyiz sanki düşünce yığınlarına. Sonraysa devam etmeliyiz sorulara, umut arayışına...

O zaman umuda...
94 syf.
·Puan vermedi
“bir kadını ortadan ikiye böl…
yarısı annedir,
yarısı çocuk,
yarısı sevgili
yarısı aşk...
duyanlar bunu bilmez,
görenler anlamaz bunu!
yarısı rivayettir,
yarısı gece.”
Cemal Süreyya.
İkiye bölünen dünyanın diğer yarısını tanımlamak zor olmuştur her zaman. Bir kümenin değili, tanımı gereği ise tümleyenidir diğer kısımın. İkiye ayrılmış bir dünya duyarsızlığı içinde kesişen hiç bir ortak nokta yokmuş gibi yaşayıp gidiyoruz. Birileri Venüs’ten birileri Mars’tan geliyor sanki bu dünyaya da kavga etmek tek anlaşma şekli oluveriyor.
Oysa bölüşmek gerekir dünyayı ikiye bile değil katık etmek için ekmeğimize aşımıza bir sürü parçaya bölmek, bölüşmek gerekir. Kuşatılmış yalın varoluşunda kadınlar bir başkaldırıyı bölüşmek zorundalar. Bir sürü parçaya bölünmüş paramparça özsaygıları ile bir arada olmaları çözüm olsa da. Parçalayan eller tümleyen diğer küme değil elbette; kadınlarda ortak bu eli kanlı eğleme. Yetiştirilen her çocuğa şekil veren eller silah da tutuşturuyor yetiştirilen ellere, helali haramı da koyuyor önlerine yüreklerin. Hemcinsini katlederken tuttuğu çanağın çoktan kırıldığını ve o kırıkların ellerini kestiğinin farkına varmadan. Yorgun, nasırlı olsada sabırlı elleriyle inşa ettikleri geleceğin nesli; ellerinin kesiklerinden bulaşan kan ile de besleniyor. Bir sürü gerçek öykünün üçüncü sayfaya düşmesinin nedeni sanırım görmek istememek. Oysa bir savaş kadar önemli çocuğunu taciz eden babanın haberi. Utancı saklama meselesi sanırım bu hiç bölüşemediğimiz dünyanın ortak suçu bu. Suçta ortaklık ne tuhaf bir kesişim.
Öykülerin dili suskun kimsesiz isimsiz çoğu zaman kitapta. Bir kısa hayat manzumesi yaşanan ve aktarılan. Sıradan hayatlarımızda gelip geçen göz göze geldiğimizde bile tanımadığımız acıların kahramanları. Mavi bir elbisenin içini dolduran bedenin sahibinin, yaptığı tekstil ürünü ile emeğini, acısını, umudunu ve elbette gözyaşını da paketleyen emekçi kadının, sessiz çığlıklarına kulaklarını tıkayan ailesi yüzünden her gün tacize uğrayan bedenlerin öyküsü anlatılan. Kısa kesik kesik sonu olmayan bir varoluş aktarılan. Tıpkı bir kibrit alevi gibi kısa ömürlü birçok kadının hayatı gibi. Kör bir dövüş sahneye konan bir acılar manzumesi ve birinin dur demesini umarak kaleme alınmış bir çığlık.

“Zihni’n arkasında karanlık bir nokta, bir karara kışkırtıyor beni, bazı şeylere son vermeli, tez elden son vermeli, buna kim engel olabilir?”

Kısa net cümleler seçmiş yazar, uzun betimlemelerden uzak bir çığlık yazmış duyun diye sağır kulaklara.
Keyifli okumalar!
94 syf.
·14 günde·7/10
Anlatamadıklarım boğazımda sıkı bir yumruk, kederim burnumda acı bir sızı.
Katıyım, taşların içi gibi kaskatı.
Ne antlar içtim, ne ahlar ettim.
Affetmeyeceğim dedim, ilendim.
Acizlik işte, söylendiğimle kaldım.

***

Kitap 15 kısa öyküden oluşuyor. Aslında ben öykü okumayı seven biri değilim, tam konunun içine dahil olmuşken güm diye bitiyor. 3 sayfalık öyküler hiç bana göre değil.
Yazarın kelimeleri kullanış biçimi çok güzel, tek canımı sıkan çok kısa olmalarıydı.
Her birisi üzerine roman yazılacak cinsten, vurucu, rahatsız edici.
14. Öykü 'Yarın Mutlaka' da çok etkilendim.
Öykü okuru olmasam da beğendim. Şans verilebilir.
94 syf.
·Puan vermedi
Mini öykülerden oluşan bir eser. Öykü severler için hoş bir kitap. Fakat benim çok hoşuma gitmedi. Sanırım öykücü değilim Bir oturuşta okunası bir kitap.
94 syf.
·2 günde·7/10
İlk öyküden sonra okuru ya heyecanlandırırsınız yahut okur biraz daha şans vermek için isteksiz okumaya devam eder. "Kör Dövüşü"'nde ilk öykü sonunda "peki devamı?" "öncesinde ne olmuş?" diye yazara sorasım geldi. Oturdum öyküyü ben kurdum, sonrasını ben getirdim. Sonra diğer öyküler için aldı beni bir merak. Hepsi böyle. Her öykü sağa sola yukarı aşağıya geliştirilebilir halde. Bazıları bir romana dahi dönüşebilecek nitelikte bazıları bir romanın parçasıymışçasına akışkan. Çok sevdim, keşke devamı olsaydı hatta keşke biraz daha uzun olsaydı öyküler tadı damağımda kaldı. İkinci kitap hemen gelsin.
94 syf.
·Puan vermedi
15 öyküden oluşuyor her biri kadınlar tarafından kuşatılmış...açık konuşmak gerekirse herbirini okurken eğğğ hani devamı hep askıda kaldı bunlar dedim...bazen de iyi oldu ne güzel karşılık verdin dedim kısacası iyi ki okumuşum nasıl bir kitap diye düşünmekten iyidir yaniherkese keyifli okumalar diliyorum🤗
94 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Kadınların yanlızlık, anlaşılmazlık, yetersizlik, incinme durumlarında yaşadıkları cinnet ve öfke gibi kırılma noktalarındaki hislerini, 15 kısa öyküde sade ve özenli bir dille anlatmış yazar.

Hayal kırıklığı yaşanan evlilikler, hayata duyduğu öfkeyi çocuklarından çıkaran anneler, bahanelerle ömür geçirenler, annesiyle çatışan genç kızlar, ensest ilişkiler...
Kısaca her öykü biraz tanıdık, biraz bildik. Okurken insanın kalbini sızlatan türden...
Sürekli geriye dönüp neyi yanlış yaptım diye düşünmekten, hatayı kendinde aramaktan, suçluluk duymaktan usanmıştı artık.
Günleri saymayı bıraktın mı alıştın demektir, demişti kocası, sesi şefkatli, yumuşak.
Anlatmadıklarım boğazımda bir sıkı yumruk, kederim burnumda acı bir sızı. Katıyım, taşların içi gibi kaskatı.
İnsan zayıf olmaya görsün,günün ne getireceğini olaylar belirliyordu hep,başkalarının insafına göre şekilleniyordu zaman.Derken ne yaşadığını anlamadan,dilediğince yaşayamadan geçip gidiveriyordu hayat.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kör Dövüşü
Baskı tarihi:
Kasım 2018
Sayfa sayısı:
94
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755709529
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
Kör Dövüşü farklı biçimlerde kuşatılmış kadınların, ailesine kırgın çocukların, hayal kırıklığına uğrayan eşlerin tahammül eşikleri aşıldığında ortaya koydukları iradi eylemin öyküsünü anlatıyor. Her hikâye incinmekten karar almaya ve nihayet öfkeye doğru uzanan o engebeli yolun bir parçası olarak hayat bulurken; farklı kültür ve sınıfsal kökenlerden gelenlerin, farklı deneyimlerle harlanmışların yolu, bu ortak duyguda kesişiyor.

Ayşen Işık bir silahın metal soğukluğundan bir mavi elbiseye, bir anı defteri sayfasından bir seri üretim hatasına objelerin, mekânların bellekteki izinin altını çiziyor, ânı dondurarak hislerin uçuculuğuna son veriyor ve minimal üslubunun zenginliğiyle tüm detayları nakşediyor zihnimize. Elini vicdanına değil adalet terazisine koyanlar için...

“Zihnimin arkasında karanlık bir nokta, bir karara kışkırtıyor beni, bazı şeylere son vermeli, tez elden son vermeli, buna kim engel olabilir?”

Kitabı okuyanlar 32 okur

  • Hanife Ertürk
  • Yusuf Açık
  • Ayşe topkaya
  • SELDA AYDIN
  • Kelebek
  • Buse Topcu
  • İklim
  • Burcu Ünlü
  • güldeste aydın
  • Aylin Koçak

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%7.1 (1)
8
%28.6 (4)
7
%42.9 (6)
6
%0
5
%7.1 (1)
4
%14.3 (2)
3
%0
2
%0
1
%0