Lykke(Danca mutluluk demek): Dünyanın En Mutlu İnsanlarının Sırları kitabını okuduktan sonra Danimarkalı olmamayı içten içe kıskanmaya başladım. Kitapta Danimarka’nın mutluluk sıralamalarındaki zirve konumunu sağlamlaştıran birçok unsur çok etkileyiciydi. Özellikle devletin ücretsiz sağlık hizmetleri sağlaması, toplumun bireyleri bisiklet kullanmaya teşvik ederek hem çevreyi hem de insan sağlığını gözetmesi ve insanların sade ama anlamlı bir yaşam tarzını benimsemeleri beni oldukça özendirdi.
Kitapta vurgulananlardan biri de mutluluğun yalnızca para ile ilişkilendirilemeyeceğiydi. Ancak, bu bakış açısının yüksek yaşam standartlarına sahip bir ülkede söylenmesinin kolay olduğunu düşünmeden edemiyorum. Danimarka gibi bir ülkede, temel ihtiyaçlar devlet tarafından karşılanırken, bireyler maddi kaygılar yerine kişisel gelişim, aile ve sosyal bağlara daha fazla odaklanabiliyor. Ayrıca paranın varlığı ile güzel deneyimler satın alarak mutluluğa katkı sağlanabiliniyor.
Bir başka çarpıcı nokta, çocukluktaki mutluluk düzeyinin kişinin ilerideki maaşı üzerinde etkili olduğuna dair araştırmalardı. Bu, bana çocukluk döneminin önemini bir kez daha hatırlattı. Kitap, bireysel mutluluğun sadece kişisel tercihlerden değil, toplumsal ve yapısal faktörlerden de etkilendiğini gösteriyor.
Ayrıca kuzey ülkelerindeki çalışma koşulları ülkemizin kat ve kat üstünde Türklerin işe giderken harcadıkları zaman bile araştırmalara göre çok fazla. Zaten bunun için araştırmaya pek de gerek yok gibi, İstanbul'daki vatandaşların işe gidiş saatleri ortalamayı kendi başına arttırabilir.
Danimarka'da insanların diğer insanlara duydukları güven %89 iken bu durum ülkemizde %24.
Kendi yaşamımızda Danimarka'dan ne öğrenebiliriz diye düşünürsek; topluluk hissini güçlendirmek, sevdiklerimizle daha fazla