Malafa: Kuyumcular tarafından kullanılan, yüzük ve bileziklerin çapını ölçmek, onları düzeltmek ya da genişletmek için kullanılan alet. Bu alet, örs vazifesi gören ve demirden üretilmiş konik bir çubuktur.
Tezgah: Aslında hayattır. Dünyadır. Hatta üzerinde yaşamayı becerebilirsek bir gün, evrendeki yaşanabilir başkaca gezegenlerdir. Zira insan nereye giderse gitsin, tezgah kurmak, birbirini kazıklamak, kandırmak, sırtından geçinmek dürtüsünü de beraberinde getirecektir. Sizi belki de sadece bir ölü, tezgaha getirmez. Tezgahı ölmeden evvel kurduysa o başka tabii... Yaşayanlarsa tezgah durdukça, kah dilini, kah dişiliğini, kah kıvrak zekasını, kah bedenini, zorda kalırsa kaba kuvvetini, hatta ve hatta ekmeğini yediği tezgahını dahi satmaya devam edecektir. Bu böyledir...
Tezgahtar: Yazarın da söylediği gibi, insanlıkla birlikte ortaya çıkan ilk iki meslekten biri. Tezgahtar için her şey bir metadır. Yeri geldiğinde kendisi bile. Hatta elindeki metayı satmak için kendini dahi sattığı olmuştur. Olur da, normaldir, işin raconunda bu vardır. O yüzdendir ki, kendini dahi satabilen birinin, gün gelip sizi de satmasını yadırgamamalısınız. Satış için her şey mübahtır. Kılıktan kılığa girer, olmadığın kişileri, yaşamadığın hayatları yaşarsın. Bazen görüp duyduklarındır sattığın hayatlar, bazense tezgaha getirdiklerinin hayatlarından koparıp aldıkların. Onları güzelce harmanlamak, soslamak, hafif ateşte kıvama getirmek ve önündeki, sıradaki malzemene sunmak, senin maharetine kalmıştır. Sonrasında zaten unutup gideceksin. Yemeği de yedikten sonra posasını tuvalete bırakıyorsun sonuçta. Sana kalanlarsa başka bir mevzu...
Turizm: Can pazarı. Paranın döndüğü her yerde canın ortaya konduğu aşikardır fakat turizmde, ölürken yüzünüzde hafif bir tebessüm, vücudunuzda, güneşin kavurduğu