İnsanlığın kitap basmayı bırakıp, mevcut kitapları müze parçaları olarak koruma altına almasıyla başlar her şey…
Basılmış eserlerin büyük bir kısmı ya geri dönüştürülmüş ya da çöpe atılmıştır. Geriye kalan %10’luk kısım ise müzelerde sergilenmeye başlanır. Bu durum, kitaplara karşı yasak meyve arzusu uyandırır insanoğlunda.
Müze ve kütüphane soygunları artar; bu da medeniyete karşı işlenmiş bir suçtur artık. Bu ortamda “Mutfak” adlı gizli bir örgüt ortaya çıkar ve yeni, yasa dışı bir iş kolu doğar: book’n’grill.
Bu elit ve karanlık dünyada, kitaplarla yemek pişiren şefler vardır.
Klasik eserlerin hangi yemeklerle en iyi lezzeti verdiğini bilen bu şeflerin, kitapları okumalarına gerek yoktur; çünkü damaklarına yerleştirilen akıllı çipler sayesinde tüm bilgileri zihinlerine yüklenmiştir.
Ana karakter Geza, bu işin en yetkin isimlerinden biridir. Dokuz senesini bu işe adamış, zenginlerin özel davetlerine katılan, Dostoyevski’den Tolstoy’a, Nabokov’dan Turgenyev’e kadar birçok yazarı “okutmuş” bir şeftir.
Fakat bir gün gelen bir davet onu Manaraga’ya götürecektir. Bu yolculuk, sadece mesleğini değil; tüm yaşamını, düşüncelerini ve isyanını sorgulatacak bir kırılma noktası olabilir. Çünkü insanlık var oldukça, hep bir başkaldırı ve doyumsuzluk olacaktır…
Peki Geza, tüm bu olanlar karşısında nasıl bir duruş sergileyecek?
Sorokin, çağdaş Rus edebiyatının tartışmalı ama bir o kadar da etkileyici isimlerinden biri. Manaraga ise onun sıradışı hayal gücünü distopya ile harmanladığı, uzun süre etkisinden çıkamayacağınız bir roman.