Markopaşa Gerçeği

·
Okunma
·
Beğeni
·
121
Gösterim
Adı:
Markopaşa Gerçeği
Baskı tarihi:
2013
Sayfa sayısı:
304
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753481595
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Çınar Yayınları
1946 - 1950 yılları arasında çıkan Markopaşa ve soyundan gazeteler birçok açıdan önem taşıyor. İlki, mizah gazetesi olarak halkın gönlünde taht kurmuş olması ve aradan elli yılı aşkın bir süre geçmesine karşın yine de konuşulması. Diğeri de ülke olarak bugün geldiğimiz nokta… Gelinen noktanın asıl kökleri 1946'lara dayanıyor. Atatürk'ün sağlığındaki devrimler coşkusunun durdurulması ve Ulusal Kurtuluş Savaşı kültüründen kopmaya başlayış bu yıllarda oldu. Karşıdevrim, tohumlarını bu yıllarda attı. Hükümetiyle, muhalefetiyle ABD emperyalizmine kucak açıldığı bu yıllarda bir avuç aydının ve onların önde gelenlerinden olan Markopaşacıların canları pahasına mizah silahıyla yaptıkları uyarılar tüm sonuçlarıyla bugün daha da önem taşıyor. Yeniden bağımlı duruma sokulduğumuz günümüzde yaşadığımız sorunların köklerine inmeden çözüm bulmak olası değil. Sorunları saptama açısından "Yanlış ne, nereden ve nasıl başlatıldı?" sorularına en güzel yanıtı Markopaşacılar vermişlerdir.

Mehmet Saydur altı yıl süren araştırmasında asıl kaynaklara indi, Markopaşaları buldu, bir araya getirdi. Sonra da satır satır inceledi. Kendisi az konuşup Markopaşaları çok konuşturarak bu eseri özgün içeriğiyle yazınımıza kazandırdı. Saydur'un titiz çalışmasını okurken yukarıdaki soruların yanıtlarını bulacaksınız ve bu yanıtları günümüze taşıyacaksınız. Ayrıca neyin, ne yönde değiştiği ve kaç arpa boyu yol aldığımız da zaman zaman ortaya çıkacak. Bol bol güleceksiniz... Ama ağlamak yerine güleceksiniz. Gülerken de düşüneceksiniz...
304 syf.
·6 günde·Puan vermedi
1938'de yalnızca Atatürk ölmedi; onun imzasını taşıyan ne varsa tersyüz edilmeye başlandı. Atatürk döneminde şair ve yazarlar milletvekili, Büyükelçi yapılır bilgi ve görüşlerinden yararlanılırdı. Atatürk döneminde olduğu gibi Markopaşacıların yazdıklarına azıcık kulak verilseydi bugünleri böyle yaşamazdık.Markopaşa'lardan bugüne pek bir şeyin değişmediği,yalnızca kişilerin değiştiği ama aynı rollerin yine oynandığı görülüyor. Dolayısıyla Markopaşacıların yazdıklarının geçerliliği de sürüyor!Markopaşacıların dedikleri bir bir gerçek oldu.Emperyalizmin doyum bilmez sömürüsüne adım adım nasıl düştüğümüz ve bügünkü çıkmazlara nasıl geldiğimiz ortada.Kemalizmden kopuşla başlayan süreçte bugünlere neden ve nasıl geldiğimizin yanıtını Markopaşacılardan öğrenmeliyiz!
304 syf.
Bu Markopaşa incelemesini sadece Sabahattin Ali için okumuştum. Açıkçası Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz çok da sevdiğim kimseler değiller ancak onların çektikleri zorlukları öğrenmek de hoşuma gitmedi değil. Yazar 3 ayrı sezonluk Markopaşaları ve onun peşisıra gelen Markopaşa soyundan gazeteleri tek tek tetkik etmiş ve güzel kapsamlı bir çalışma ortaya çıkarmış. Senelerdir yeni baskı yapmamış olması bilinmezlikten mi yoksa popülaritiye yenik düşmüşlüğünden midir bilemiyorum ancak yabana atılmayacak güzel bir eser olduğu kesin. Ben okurken keyif aldım sizlerin de keyif alacağının ümidindeyim
Görmüyoruz sanmayın içyüzünü işlerin
O doğru duruşların, o eğri gidişlerin
Ne yolda dolduğunu bu yaldızlı fişlerin
Neler çiğnediğini hiç durmadan dişlerin
Biliriz yenilen ne, kuzu mudur, tavşan mı?
Sizin ki tatlı can da, bizim ki patlıcan mı?

Yok mu millet malından azıcık pay bize de
Adımız hiç görülmez pasaportta, vizede
Biz de gezmek isteriz Kahire'de, Cizre'de
İsterlerse gideriz hatta Portekiz' e de
Bizim yerimiz sade Sivas, Erzurum, Van mı
Sizinki tatlı can da, bizimki patlıcan mı?

Bizler de sizin gibi yorulmak istiyoruz
Divanda, encümende bulunmak istiyoruz
Kimiz, neyiz, neciyiz sorulmak istiyoruz
İnsanlar sırasında görülmek istiyoruz
On yıl posteki gibi sürünen de insan mı
Sizinki tatlı can da, bizimki patlıcan mı

Adam olmak sırrına bir türlü eremedik
Şu ümit ağacından bir yemiş deremedik
Çalıştık, çabaladık bir rahat göremedik
Hasılı güme gittik, bir hasır seremedik
Size apartıman, konak, bize delik tavan mı
Sizinki tatlı can da, bizimki patlıcan mı?
Mehmet Saydur
Sayfa 62-63/pdf, Çınar Yayınları
... Gazetelerinde, nutuklarında hep bunu ileri sürüyorlardı. Memlekete rahat nefes alınağa bile imkan vermeyen baskılarına bir sebep göstermek gerekince, "ara sıra anarşi olur, düzen bozu­lur gibi sözler etseler bile" asıl bu irtica bahanesini ele alıyorlar. Yobazlığın hortlamasına müsaade edemeyiz diye yırtınıyorlardı.
Nihayet günün birinde yobazlık kara kuvvet, yeşil sarık, irtica sahiden hortladı. Ama Menemen'de değil, o eline ayağına köstek vurmak istedikleri halkın içinde de değil. Ankara'da ve kendi aralarında.
Yirminci yüzyılın ortasındayız. Sesini günden güne yükselten irtica bağırıyor:

"Kız okullarını oğlan okullarından ayıralım. Kız öğrencileri köy enstitülerine almayalım ... " (Sanki tarlada ve fabrikada da kadını erkekten ayırabilirlermiş gibi.)

"Ulûmudiniye okutalım da şu bozuk ahlakımız düzelsin... " (Sanki kendi ahlaklarında din ile düzelecek taraf kalmış gibi.)
Dünyanın neresinde bir gerilik varsa dört elle sarılıyorlar. Hür ve efendi bir milletin içinde yaşadıklarını unutup uşaklara dalkavukluk ediyorlar. Ankara'nın bir camisinde beş on ihtiyar bir hacı babanın eteğini öpünce utançlarından yere geçecekleri yerde sinsi ve memnun gülümsüyorlar. Çünkü onların kanaatlerince, bu millet ne kadar uyuşturulursa, kendi hakedilmemiş ekmeklerini o kadar emniyetle yiyeceklerdir.
Daha dün Atatürk'ün etrafında ileri düşünceli, laik zihniyetli görünmeye çalışan bu ikiyüzlüler, şimdi yeşil sarığı küflü kafala­rına geçirip diyorlar ki: Amerika'da da, İngiltere'de de ahlak dine dayanırmış. Bu ne kadar kökü içerde düşünce böyle? Amerika'da bir sürü de tarikat vardır. Şu halde hemen tekkeleri de açalım. Suriye'ye, Mısır'a giden şeyhleri geri çağıralım, sokakları keşküllü teberli dervişlerle dolduralım.
Ne hallere düşmüşler! Demek halkın gözünü boyamak için ellerinde başka çareleri kalmamış.
Mehmet Saydur
Sayfa 61-62, pdf/Çınar Yayınları
... Yabancı sermayeye kapıları ardına kadar açarak kul köle oldunuz. Fikre ve ilme [düşünce ve bilime] gümrük duvarları çektiniz. Bu marifetiniz yetişmiyormuş gibi, şimdi de bir kök tutturmuşsunuz: kökü dışarda, kökü içerde, kökü havada ve sizin gibi kökü suda. Çok muzip adamsın vesselam. Nereden de bulursun bu acaiplikleri?
... Neden bizim kökümüz dışarda? Biz hürriyetin yüzüne çul mu örttük? Biz cebimizde firar pasaportları ve sahte nüfus kağıtları mı taşıyoruz? Cüzdanlarımızda yabancı bankaların hesap defterleri mi var?
... Neden bizim kökümüz dışarda? Tapuları karımızın üzerine yapılmış apartımanlarımız mı var? Biz bu millete uşaklarımızla, bendeganımızla, dalkavuklarımızla, metreslerimizle mi bağlıyız? Biz bu vatana apartımanlarımızın oturduğu toprak parçası ile mi bağlıyız?
Biz misalini [örneğini] dahi gördüğümüz ve her gün kula­ğımıza bir haberi uçurulan dayak, yağma, talan, ölüm, zindan ve sürgün pahasına da olsa milletin menfaatine [çıkarına] olan hakikatleri söyleyeceğiz. Bunun için mi kökümüz dışarda?
Sizden her zaman daha kolay elde edebileceğimiz refahı tep­tiğimiz için, lütfedilen sandalyeleri kafalarında parçalayacağımız, tavsiye edilen menfaat ve rütbeleri suratlarına fırlatacağımız için mi kökümüz dışarda?
... Ellerim rahattır Cemil Barlas, sana reyvermediler.
Bir şeycikler demem Vatan, Millet, namus gibi mukaddes kelimelerin, manalarıyla değil, yalnız lafızlarıyla Milleti en hassas yerinden avlamak arzusu ile keselerine ve menfaatlerine köle yapmak isteyen ve bize kökü dışarda diyenlerin kökleri kurusun, topunuzun köküne kibrit suyu!
Ellerim bahtiyardır [mutludur].
Ellerim ve sen Cemil Barlas!
Mehmet Saydur
Sayfa 45 - pdf/Çınar Yayınları, Aziz Nesin,
Bugün sokaktaki insana "Markopaşa size neyi anımsatıyor?" diye sorsanız, yarıdan çoğunun yanıtı "Gazete!" veya "Dergi!" olacaktır. Üstelik bu insanların çoğu Markopaşa çıkarken henüz doğmamıştır. Hiçbir yayın organı yoktur ki halkın gönlünde bu kadar yer edinmiş olsun... Oysa Markopaşa ile uğraşan ne bakanların ne valilerin ne emniyet müdürlerinin ne savcıların ne de yargıçların adı kaldı. Markapaşa'yı ise herkes tanıyor.
Mehmet Saydur
Sayfa 9 - pdf/Çınar Yayınları
... Düz taban da değilim ama, nedense, üstümde bir uğur­suzluk var. Tan matbaasına girdim, yıkıldı. Karagözde çalışırdım, Ankara'ya aldılar. Tan gazetesinde muharrirdim, battı. "Cumartesi" adlı bir magazin çıkardım, battı. "Gerçek" gazetesinin sekreteri idim, battı. "Yeni Dünya" da çalıştım, battı. "Görüşler"de yazı yazdım, battı. "Ses" de makale yazdım, battı.
Hani kayığa binmeye korkuyorum, batacak diye.
Her insan, dünya yüzünde, elbette müsbet bir iş yapmak ister. Şimdi benim de yeni bir niyetim var. Halk particiler sıkı dursunlar; zira niyetim Halk partisine girmektir. Alimallah, iki aya kalmaz, onu da batırır, hâk ile yeksan ederim.
Mehmet Saydur
Sayfa 70 - pdf/Çınar Yayınları
Marko Paşa (?-1889), Osmanlı döneminin tanınmış hekimlerindendir. Zarifliği, hastalarına büyük ilgi göstermesi bakımından hızla yükselerek tıp fakültesi dekanlığına getirilir. Kendisine başvuranları özenle dinler, dinle­mese bile dinlediğine inandıracak bir tavır takınır. Dertlerini anlatanlar uzun süre beklemelerine karşın sonuç alamasalar da üzülmezler. Bu nedenle II. Abdülhamit zamanındaki oyalama siyasetinin simgesi olur. Kızılay'ın kuruluşunda da katkıları olan Marko Paşa öldüğünde ayan meclisi üyesi ve tıbbiye nazırıdır.
Mehmet Saydur
Sayfa 13 - pdf/Çınar Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Markopaşa Gerçeği
Baskı tarihi:
2013
Sayfa sayısı:
304
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753481595
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Çınar Yayınları
1946 - 1950 yılları arasında çıkan Markopaşa ve soyundan gazeteler birçok açıdan önem taşıyor. İlki, mizah gazetesi olarak halkın gönlünde taht kurmuş olması ve aradan elli yılı aşkın bir süre geçmesine karşın yine de konuşulması. Diğeri de ülke olarak bugün geldiğimiz nokta… Gelinen noktanın asıl kökleri 1946'lara dayanıyor. Atatürk'ün sağlığındaki devrimler coşkusunun durdurulması ve Ulusal Kurtuluş Savaşı kültüründen kopmaya başlayış bu yıllarda oldu. Karşıdevrim, tohumlarını bu yıllarda attı. Hükümetiyle, muhalefetiyle ABD emperyalizmine kucak açıldığı bu yıllarda bir avuç aydının ve onların önde gelenlerinden olan Markopaşacıların canları pahasına mizah silahıyla yaptıkları uyarılar tüm sonuçlarıyla bugün daha da önem taşıyor. Yeniden bağımlı duruma sokulduğumuz günümüzde yaşadığımız sorunların köklerine inmeden çözüm bulmak olası değil. Sorunları saptama açısından "Yanlış ne, nereden ve nasıl başlatıldı?" sorularına en güzel yanıtı Markopaşacılar vermişlerdir.

Mehmet Saydur altı yıl süren araştırmasında asıl kaynaklara indi, Markopaşaları buldu, bir araya getirdi. Sonra da satır satır inceledi. Kendisi az konuşup Markopaşaları çok konuşturarak bu eseri özgün içeriğiyle yazınımıza kazandırdı. Saydur'un titiz çalışmasını okurken yukarıdaki soruların yanıtlarını bulacaksınız ve bu yanıtları günümüze taşıyacaksınız. Ayrıca neyin, ne yönde değiştiği ve kaç arpa boyu yol aldığımız da zaman zaman ortaya çıkacak. Bol bol güleceksiniz... Ama ağlamak yerine güleceksiniz. Gülerken de düşüneceksiniz...

Kitabı okuyanlar 6 okur

  • Erkan Çetin
  • Gamze Ö.
  • Selim Pusat
  • Yazgı Mutlu
  • Dilara Güç
  • Furkan

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (1)
9
%0
8
%0
7
%50 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0