Öncelikle kitabın anlaşılması konusunda yazarın bir cümlesini kullanmak istiyorum. Çünkü ilk okurken kitapta tam olarak ne verilmek istendiği anlamakta zorlandım. Çünkü kitap felsefe, sosyoloji bilimlerinin ağzıyla yazılmış. Cümleye gelirsek şöyle ''Bu kitap, eğer bir benzetme yapmak gerekirse, bataklıktan alınan bir avuç örnek üzerinden tüm bataklığı anlama çabasına benzetilebilir.'' Bu cümle kitabı anlamada çok yardımcı oldu.
Genel olarak belli sorunlar ele alınıyor ama farkındalığı artırmada farklı farklı pencereler açıyor. Normalde göz önünde olan ne varsa alışılmış bir gözden çıkıp ne olduğuna dikkat çekmektedir.
Mesela bir bölümde insanlığı tükemek üzerine çarpıcı birkaç noktaya değiniyor. Güvenlik konusu üzerinden insanoğlunun aslında kendisini tükettiğinden hatta kendi kendinin oyuncağı olduğundan bahsetmektedir.En azından benim anladığım kadarıyla. Modern dünyada insanın artık öldürülen değil de güvenlik için feda edilen bir varlık olarak sunulduğundan, aslında kadının modern sistem içinde korunmadığını aksine kadın üzerinden daha çok tüketime kaynak olduğundan bahsedilmektedir.
Bu bölümün sayfalarında yazarın söylediği şey aslında şudur:
Modern tüketim toplumu, yalnızca daha fazla nesne tüketmez; insanı, bedeni, hayatı ve ölümü de tüketim mantığına dahil eder.
İnsanın artık korunması gereken bir değer değil,yönetilmesi, ayıklanması ve gerektiğinde harcanması gereken bir unsur olduğuna dikkat çekilir.
Son olarak genel bir çerçeveye alırsak modern tüketim zihniyetinin en uç noktada insanın kendisini metaya dönüştürdüğünü; bedenin, hayatın ve hatta yaşama hakkının bile piyasa ve güvenlik söylemleri içinde araçsallaştırıldığını göstermektedir diyerek bitirmek istiyorum.