"ben, bir insan,
ben, Türk şairi komünist Nâzım Hikmet ben,
tepeden tırnağa iman,
tepeden tırnağa kavga, hasret ve ümitten ibâret ben."
Nâzım'a sahibiz sevgili okurlar, şöyle bi silkinelim, kendimize gelelim evvela.. Dünya'nın neresinde bi ocağa ateş düşse, kendi yüreğinde hisseder ateşin sıcaklığını Nâzım. Şu fanilerle dolu yeryüzünde, herkesin birer insandan ibaret olduğunu, herkesin kocaman bir sofrada oturmamız gerektiğini savunur, herkesin eşitçe, kardeşçe ve özgürce. Nitekim çoğu isteği gibi, bu isteği de kursağında kalmıştı Nâzım'ın. Aslına bakarsak ömrünün en güzel yaşlarını memleketinin topraklarında geçirmişti Nazım esasen, ama yalnızca demir parmakların ardında.. Unutulmaz bir şiiri vardır bu hususla ilgili;
"Ben içeri düştüğümden beri, güneşin etrafında on kere döndü dünya
Ona sorarsanız, lâfı bile edilmez, mikroskobik bir zaman
Bana sorarsanız, on senesi ömrümün
Bir kurşun kalemim vardı, ben içeri düştüğüm sene
Bir haftada yaza yaza tükeniverdi
Ona sorarsanız, bütün bir hayat
Bana sorarsanız, adam sen de, bir iki hafta"
Tek isteği, bir bilek olabilmekken memleketinde, memleketine uzak kalmak zorunda kalmıştı Nâzım, aksi takdirde Sabahattin Ali gibi olacaktı.
Nitekim memleketinin dışında her gittiği yerde saygı gördü, dinlendi, alkışlandı, araştırıldı, üzerine kitaplar yazıldı.. Lakin 2009 yılına kadar vatandaşı bile değildi bu memleketin, memleketinin. Hoş, gerçi şu anı görmek ister miydi Nâzım, memleketinin bu vaziyetini..
Sabahları uyandığım vakit yaklaşık 10 dakika teknolojik aletlere pek uzakta tutarım kendimi. Düşünürüm, güzel şeylere sahip olduğumu düşünürüm. Elimdeki imkanları düşünür, bunun için mutluluk duyarım. Bu sabah, okuduğum bu kitaptan olsa gerek, masadaki bu kitabı gördüm. 60. sayfadaydm. Dil kursuna giderken, yanımda götürdüm.