Bildiğim ve sevdiğim bir yazar olduğu için beğeneceğimden hiç şüphe etmeden başladım kitaba ve iyi ki başlamışım dedirtti şahsen. Uzun zaman sonra ilk defa her unsurun bu kadar dengede olduğu bir kitap okumak çok iyi geldi bana. Çünkü çoğunlukla ya romantizmden fantastiğin tadını alamıyordum ya da aşırı savaş sahnesi derken karakterleri robot gibi algılamaya başlıyordum. Umarım bu serinin diğer iki kitabı da öyledir diye umut ediyorum.
Okurken bir kere bile sıkılmadım. Yazar sürükleyiciliği konusunda çok başarılıydı. Ne gereksiz bir diyalog ne de hızlıca geçiştirilmiş bir olay vardı. Neredeyse her kitapta aksiyon sahnesi çok azdı diye şikayet ediyorum ama bu kitapta savaşa doydum arkadaşlar beni o derece memnun etti.
Ana kız karakterimiz Mia, katledilen ailesinin intikamını alabilmek için Kızıl Kilise denilen, suikastçıların yetiştirildiği bir okula kabul ediliyor ve intikamına bir adım daha yaklaşabilmek için bu okulu başarıyla bitirmesi gerekiyordu. Bunun için de bazı eğitimlerden geçiyor ve fantastik unsurlar burada devreye giriyor. Tılsımlı kolyeler, birbirinden farklı hocaların birbirinden farklı yetenekleri, farklı güce sahip iki büyücü kardeş gibi yine sizi tatmin edecek unsurlarla dolu. Ek olarak Mia da gölgelerde gezebilen "darkin" denilen bir tür aslında ve öğrenciler arasında özelliği olan tek kişi. Diğer öğrencilerde de olsaydı hikaye bunaltabilirdi, aşırıya kaçılmaması çok iyi olmuş.
Betimlemeler oldukça anlaşılırdı. Mekanlar, karakterlerin fiziksel özellikleri, evrenin yapısı çok güzel aktarılmış. Yazarımız bizi okurken sıkmamak adına evrenin daha ayrıntılı detaylarını hikayede belli başlı terimleri geçtikçe dipnotlar halinde açıklamış. Bazı yerlerde bu dipnotlar açıklama değil yazarın espri yüklü cümleleriydi ki ben bunu da çok takdir ettim. Çünkü