Kalabalık bir Türk klasiği ile karşınızdayım. Yazarımız 19. yüzyılın sonları 20. yüzyılın başlarında İstanbul'daki yaşamı gerçek karakterler ve biraz da kurgu ile anlatmış. İstanbul yaşamı dediysem de setreli beyefendiler, çıtıpıtı hanımefendiler, vatan milletperver yazarlar-idareciler olan kısım gelmesin aklınıza. İstanbul'un arka yüzü diyebiliriz. Bugünkü karşılığı batak mahalleler ve gece hayatı olarak düşünebiliriz. Kitabımız tam bir insan cümbüşü. Kabadayılığı ele almış tulumbacılar, haydutlar, meyhaneciler, kahveciler, zaptiyeler, paşalar, nazırlar ve dahi çeşitli bürokratlar, muhabbet tellalları, yosmalar, kantocular her türden azgın kadın ve erkek bir araya toplanmış. Yüzlerce insan ve onların yediği içtiği yerler, genelevler, saraylar, konaklar ve içki meclisleri yaptığı bir sürü mekan adı okumaktan beynim yandı, kafamın içi çorba gibi oldu. Bu kadar adamın içinde devrin meşhur kabadayı tayfası Onikiler'in vukuatlarının bir kısmını tam da sokak ağzıyla, argoyla, raconun diliyle okuyoruz. Dünya yanmış ördeğin umrunda mı hesabı, o dönemde ülke oldukça zor zamanlar yaşıyor ama karakterlerimiz içki içmek, racon kesmek ve alem yapmaktan bu işlere kafa yormamışlar demekki. İşin ilginci bunların gerçek veya gerçeğe çok yakın olması. Hiç beklemediğimiz kadar batak ve kargaşalı bir yaşam varmış İstanbul'un diğer yüzünde.
Kargaşanın, kavganın, raconun eksik olmadığı bir okuma oldu. Yorucuydu diyebilirim. Çok beğenmesem de dönem hakkında bilgi vermesi açısından okunabilir diye düşünüyorum.