Öncelikle epey yorucu bir kitap olduğunu söylemeliyim; kitabın ilk sayfasında, yazarın eserleri üzerinden kendisi hakkında, bir sorun ve bunun teşhisi etrafında dönüşünden, genellemeleri sevmesinden söz edilmiş; haklılar, şayet dizini saymazsak koskoca üç yüz iki sayfa boyunca bu teşhislerle, sorunla (Daha çok modernizm eleştirisi yapıyordu bana kalırsa, ah, bir de "ahlakın evrensel olmaması"ndan söz ediyordu...), genellemeler, alıntılar eşliğinde boğuşuyoruz yazarla birlikte. Tükendim okurken, yoruldum, bittim; sosyoloji okurlarına saygı duydum. Ve anladım ki etik, felsefe ve sosyolojinin iç içe geçerek sayfalarca benzer düşüncenin göz önüne sokulduğu bir çalışma kesinlikle bana göre değil.
Ahlakın evrensel olmaması söylemini (iç çektim bu kısımda) geçersek eğer, bu kitabın da varlığını, içeriğini açıklayan şu kelimelerle baş başa kalırız: "'Postmodern etik,' diyordu Marc-Alain Ouaknin, 'bir okşama etiğidir'. Okşayan el, tipik olarak, hep açık kalır, hiçbir zaman bir pençe halinde sertleşmez, asla ele geçirmez; bastırmadan dokunur, okşanan bedenin şekline uyarak hareket eder..." Demem o ki, giriş yazısında Bauman'ın kendiliğinden belirttiği gibi, modernizmin kendi kendini eleştirel bir şekilde yıkarak yerini postmodernizme bırakması asıl konu; bunun eleştirisi, bunun haklı davası, vs.
Özellikle iki yüzüncü sayfadan sonraki kısım dikkatimi çekti, diyebilirim. Oralarda, misal, iki yüz on beşinci sayfada, cadde kavramının bir incelemesini bulabilirsiniz; yeni modern dünya ya da müjdelenen "postmodern çağı" bu kavramın işaret etmesine dair. Bana kalırsa, postmodernizm, modernizmin bir başka yansıması ya, bana bakmayın siz, Bauman üç yüz iki sayfa boyunca bunu benim gibi uçuk bir basitlikle ya da yansıma olarak anlatmıyor.
Bence önce bir sorgulayın, yani emin misiniz;