Oğlunuz bir yıldır kayıp. Onu kaçıran kişi yüksek güvenlikli bir psikiyatri kliniğinde sessizliğe gömülmüş durumda ve sadece o, çocuğunuzun kaderini biliyor. Till Berkhoff için belirsizlik, ölümden beterdir. Fevri bir itfaiye kurtarma amiri olan Till, yasal yolların tıkandığını görünce, son çare olarak akıl almaz bir plana başvurur. O katilin yanına sızmak.
Polis olan kayınbiraderinin yardımıyla, Till kendi gerçek kimliğini, acısını ve aklını geride bırakarak, sahte bir hasta olarak kliniğin koridorlarında yeni bir hayata başlar. Burası, çocuk katilinin kendi yaptığı kuvöz dehşetiyle suçlandığı, akıl hastalarının ve karanlık sırların kol gezdiği bir yerdir.
Till, içeride Patrick Winter kimliğiyle, kendi oğlunun ölümüyle ilgili yalan bir hayatı yaşamak zorundadır. O caniyle yüzleşmek, onu konuşturmak ve Max'e ne olduğunu öğrenmek zorundadır. Ancak Till, bir mahkûm olarak girdiği bu kliniğin, dışarıdaki hayattan çok daha acımasız ve tehlikeli olduğunu kısa sürede fark eder. Bir babanın çaresizliğini sona erdirmek için çıktığı bu yolculukta, Till kendi akıl sağlığını feda etmek zorundadır. Çünkü bu kliniğin duvarları arasında, yalnızca akıllarını kaybedenler gerçekleri bulabilir.
Peki Till, gerçeği öğrenmek uğruna girdiği bu cehennemden sağ çıkabilecek mi, yoksa bulduğu tek şey kendi deliliği mi olacak?
#psikoz , bir baba ve bir akıl hastanesini merkeze alan, okurken nefesinizi tutacağınız cinsten bir psikolojik gerilim. Yazar, Till Berkhoff'un çaresizliğini öyle bir yere koyuyor ki, sonrası o kadar hızlı, o kadar karanlık ilerliyor ki, ne olduğunu anlamadan çılgınca sayfaları çevirirken buluyorsunuz kendinizi.
Kitap, kısa bölümlerle resmen hız limiti olmayan bir trene bindiriyor sizi. Kliniğin atmosferi boğucu, karakterler tekinsiz ve her sayfa yeni bir soru