Sanat eserleri ve sanatçılarla kurulan bağ, sanatçının hayatının ve iç dünyasının bir yansıması olarak sanat ve sanatın ölümsüzlük ve zamanla ilişkisi üzerine çok güzel bir roman Sahipler.
1986 yılında, İngiliz Edebiyatı bölümünde doktora yapmış bir araştırmacı, tezinin konusu şairle ilgili okumalar yaparken söz konusu şairin daha önce keşfedilmemiş mektuplarına denk gelir. Mektuplarda yazılanların peşine düşünce, yavaş yavaş aralanan sır perdesiyle, çok sevdiği ve yıllarca şiirleri, metinleri üzerine çalıştığı şairin hayatıyla ilgili büyük bir sırrı keşfetmeye başlar. Şairin hayatının bu karanlıkta kalan bölümünü günlükler, mektuplar, anı defterleri gibi farklı kaynaklar aracılığıyla aydınlatmaya çalışan karakterle beraber de 1850’ler İngiltere’sine gideriz ve roman iki koldan devam eder.
Byatt, bir yandan yirminci yüzyılın sonlarına doğru akademide yaşanan çekişmeler, hırs, rekabet konularına da temas eden bir hikâye aktarırken diğer yandan da on dokuzuncu yüzyılın ortasında kurgusal bir şairin gizemli ilişkiler ağının düğümlerini çözdüğü ikinci hikâyeyi, ilmek ilmek ördüğü detaylarla okurun önüne seriyor. Her iki hikâye de gerek dil gerekse atmosfer olarak geçtikleri dönemin ruhunu gayet başarılı şekilde yansıtıyor. Yine her iki dönemin de karakteristik özellikleri ve sorunları arka plan olarak çok güzel işleniyor. Yazarın özellikle on dokuzuncu yüzyıldaki bilim ve dinin değişen rollerini ele alışı ile mektup ve günlük gibi birkaç farklı türde ilerlettiği hikayede gizemin dozunu ayarlayarak detayları zekice serpiştirmesi çok hoşuma gitti. Dil, anlatım ve üslubu ustalıklı kullanımı ise hayran olunmayacak gibi değil: Hem bir karakteri diğerinden ayıran, ona has dil ve üslup kullanıp, hem de iki karakterin zamanla birbirinden etkilenmelerini dil ve üsluplarına