Şehnâme’de karşımıza çıkan şeyler bitmez tükenmez savaşlar, sürekli taht değişimleri ve pehlivanların güç gösterileri oluyor. Okurken kendimi defalarca neler oluyor diye sorarken buldum; çünkü anlatı bir romanın akışına değil, bölük pörçük halkaların birbirine eklenmesine benziyor. Bunun sebebi, metnin epizodik yapısı. Her bölüm kendi başına bir küçük destan gibi ilerliyor, yeni bir hükümdar tahta çıkıyor, talih bir süre yaver gidiyor, sonra Turan saldırıyor, İran sarsılıyor, ardından kahramanlar devreye giriyor. Bu döngü, baştan sona kendini tekrar ederek ilerliyor. İlk başta yorucu görünse de, aslında Firdevsî’nin amacı, İran’ın tarihini bir bütün olarak, iniş çıkışlarıyla göstermek.
Okurken en çarpıcı olan, Firdevsî’nin anlatıya yerleştirdiği öğütler. Bazen hikâyeyi bir kenara bırakıyor, “ zamanı iğneyle dikemezsin” gibi edebi cümleler söylüyor. Bu öğütleri kendine hak görmesinin sebebi, kendini yalnızca bir şair değil, hakîm yani bilge olarak görmesi. Bu, eseri sadece bir destan değil, aynı zamanda ahlaki bir kılavuz kılıyor.
Kahramanların çoğu, özellikle Rüstem, gücüyle öne çıkıyor. Bir ağacı kökünden söküp kullanması, düşmanın elini öyle bir sıkması ki damarlarını kopması, bunlar hep onun insanüstü kudretini göstermek için yazılmış. Klasik Yunan mitolojisiyle kıyasladığımda bir fark var: Yunan’da hikmet, tanrıların oyunları, trajedi öne çıkarken, burada uzun süre tek mesele gücün kendisi gibi görünüyor. Ancak ileride, Rüstem’in kendi oğlunu bilmeden öldürdüğü Sührab hikâyesi gibi bölümler, bu tek boyutluluğu kırıp, kaderin acımasızlığına dair evrensel tragedyalara dönüşüyor.
Şehnâme’nin en önemli düğümlerinden biri İran–Turan karşıtlığı. İran, yerleşik düzeni, adaleti, medeniyeti temsil ediyor; Turan ise göçebe, akıncı, hilekâr tarafı. Turanlılar, İskitler,