Adı:
Sin ve Şın
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
304
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059069427
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Uyanış Yayınevi
“İşte şimdi sırları açmanın vakti gelmiştir. Saklı kaldıkça sahibine sadık olan sır artık ehline teslim edilecek fakat sahibi bulmak gerek önce.”
Nereye ya da hangi zamana ait olduğunu bilmeyen başarılı bir avukat… Hayatın zorluklarına göğüs germiş, tek amacı ailesine sahip çıkmak olan bir Anadolu genci… Küçük yaşta büyük hayalleri olan, çocuk olmadan büyümek zorunda kalmış bir çırak…
Üç farklı insan ve üç farklı hayat nasıl olur da bir araya gelir?
Gündelik hayatlarında sıradan yaşamlarını süren ama yaradılış gayelerini bilmeyen üç adamın hikâyesi… Zaman ve mekânın ötesine kapı açan bir aile mirası imkânsızı imkânlı kılıyor.
Konya'da küçücük bir tespih ustasının sırlarla dolu yaşamına dahil olan üç farklı insanın, maneviyat halkası ile kesişen hayat hikayelerini okurken kendimi Mevlana'nın dergahında gibi hissettim.

Baki Ustanın tasviri o kadar güzel yapılmış ki, herkesin hayatında öyle bir insanın olmasını diledim. Sevecen, sabırlı, su gibi berrak...

Eser tasavvuftaki gizli ilimler dikkate alınarak kaleme alınmış.
Emanet olarak bırakılan iki tespih ve bir kilim. Baki Usta çocukluk döneminde kendisine tespih dükkanında çıraklık yapan Ahmet'e bir sır bırakmış ve bu sırrın sahiplerini bulmasını isteyerek, ardında gizem dolu bir mektup ile Ahmet'in omuzlarına bu emaneti yükleyip son yolculuğuna çıkmıştır. Ahmet ise bunu nasıl yapacağını bilmese de kendisini ziyarete gelen ve Baki Ustanın kardeşi olduğunu söyleyen adamın söyledikleri ile şaşırırken, bırakılan sırrı kimseyle paylaşamayacağı için üzüntü duyar fakat olaylar onun sandığı gibi gelişemeyeceğinden habersizdir...

Yazar sade ve akıcı bir kaleme sahip. Okurken kendimi kitabın içinde hissetmemi sağladı. Özellikle kilim ile ilgili bölüm oldukça etkileyici olmuş...
Sin ve Şın birer sır olan birbirine yabancı iki adam ve bu sırrı koruması için seçilmiş namı değer Arap. Bu üç kişi ve Yusuf Ali hoca arasında geçen bir kitap. Karakterlerin hayatları, birbirleriyle ilişkileri beni okurken hem şaşırttı hem sevindirdi. Selim'in yaşadıkları çok güzeldi , hatalarından ders alması sonradan kendine çeki düzen vermesi. Bilmiyorum en çok Selim'e yakın hissettim kendimi. Şeyh efendi'nin zamanına eski Konya'ya kilimle geçmesi en can alıcı noktaydı bence. Normalde imkansız gibi bir şey.( Allah dostları hariç onlar her şeyi yapabilir.) Zaman kavramının farklı olması biraz kafamı karıştırsa da her şey çok sadece ve akıcı dille anlatılmıştı.
Ben okuyun derim, zamanınıza değecektir.
Sin ve Şın.. Kitabın ismi gibi olay örgüsü de ilgi çekici ve güzel olan bu kitapta 3 farklı hayatın kaderin tecellisi sayesinde buluşmasını ve sonrasını anlatıyor. Akıcı ve sade dili ile aslında oldukça girift bir konuyu sade şekilde ele alıyor. Tasavvufi tabirler ve anlatılanlar hem sade dilden hem de hikayeleştirme tarzında olduğu için tam olarak beğenemesemde genel olarak alınması gereken mesajın gayet net olduğunu söylebilirim. 3 farklı olay örgüsü içinde yaşamlarının birleşmesi hem hikayeye orjinallik hem de canlılık katmış. Herkese tavsiyemdir.
Üç farklı insan ve üç farklı hayat nasıl olur da bir araya gelir?

Son dönemlerde okuduğum en güzel kitap desem yeridir. Aslında eylül ayı içerisinde bir süre hiç okuyamadım ve bu kitabı elime alınca da yarım kalır diye korkmuştum ama daha ilk sayfadan kitap beni aldı götürdü.

Kitaba MUHTEŞEM diyeceğim ama bu ifade bile yavan kalır bence. Kitabın içeriğine girmeden şunu da belirtmek istedim çünkü okurken çok kişi sormuştu. Yavuz Sultan Selim'i konu almıyor. Ben de öyle sanmıştım ama uzaktan yakından ilgisi yokmuş. :)

Ahmet, Selim ve Şahap. Üçünün de hayatları farklı, birbirlerinden haberleri olmayan insanlar.. Sırlarla dolu olan Baki Usta.. Sin ve Şın nasıl oldu da bir araya geldi? Bu üç insanın hayatları bir şekilde kesişiyor ve sırlar açığa çıkıyor. Kitabın sonu beni biraz üzdü. Tavsiye eder miyim derseniz tabi ki de ederim, daha okurken bile tavsiye ediyorum demiştim. Tereddüt etmeden alın okuyun derim.
Bu kitaba ne çok ihtiyacım olduğunu kitap bitince anladım. Gerçek bir aydinlanma ve arınma kitabı oldu benim için. Zekice tasarlanmış kurgusu, özenle seçilmiş karakterleri, zaman zaman fantastik öğeler de barındıran akışıyla istesem bir günde okuyup bitirebileceğim bir kitapken, özellikle zamana yayarak okumak istedim. Çünkü anlamam, özümsemem, sindirmem gerekiyordu. Kitap bu anlamda tam olarak ruhsal manevi bir yolculuğa çıkarıyor okuyanı. Kendinizi zaman zaman karakterlerin yerine koyuyor ve gündelik telâşlarla nasıl durup nefes almayı, kendinizi dinlemeyi, şükretmeyi unuttuğunuzu hatırlıyorsunuz.
Konya'daki küçük tesbih dükkanında hem tesbih yapıp hem mahallelinin derdine elinden geldiğince derman olan manevi bir kişiliğe sahip Baki Usta. Küçük yaşta babasının zulmünden kurtararak yanına çırak olarak aldığı Arap Ahmet... Mahallenin gözü dışarıda delikanlısı Selim... Ve ne Konya ile ne de Baki Usta ile bir alakası olan uzun yol şoförü Şahap...
Arap Ahmet, Selim ve Şahap'ın yollarının nasıl kesiştiğine şahit oluyoruz kitapta. Manevi açıdan beni çok tatmin eden bir kitaptı. Bu üç şahsın birbirlerini buluşundan çok etkilendim. Başka bir zamana gidip gelmeler falan da baya baya tüylerimi diken diken etti diyebilirim. O son bölüm zaten beni benden aldı.
Kitabı okurken karakterlere o kadar ısınmışım ki son bölüme geldiğimde hüzünlendim. Uzun zamandır bu tür kitap okumamıştım, iyi geldi.

Konusunu beğendim ancak sürekli yapılan tekrarlar açıkcası beni sıktı. Hemen bitirebilecegim kitap elimde süründü. Ayrıca çok fazla yazım yanlışı vardı. Bunlar haricinde bence kitaba bir şans verilmeli. :)
Mucizevi olaylarla yolları kesişen 3 kişinin hidayet yolculuğunun anlatıldığı kitabın başlangıcı Baki Ustanın yaptığı tespihlerin sahiplerinin eline geçmesiyle başlıyor. Olaylar zincirinin birbirini kovalaması ile de hidayet yolculuğu, kendini arayış başlıyor... Bu arayış bir bulma ile son bulacak mı? Cevabı kitapta. Kitabın tarzını kendi bulduğum bir isimle adlandırmak istiyorum manevi fantastik bir kitap diyebilirim. Yazarımızın ilk kitabı olması nedeniyle gayet başarılı ve özel bir konu olmuş. Ama nacizane ufak bir eleştirim olacak; olaylar arasındaki zaman kavramı bir anda akmakta bir sayfada bir anda bir kaç sene atlayabiliyor ve bunu farketmeniz zaman alabiliyor. Bir diğer durum ise olayların akışını biz okuyarak anlamıyoruzda karakterlerin ağzından öğreniyoruz. Yani düşünceler, hisler, duygular hissedilmesinin yanı sıra karakterlerin söylemleriyle ortaya çıkıyor. Bu benim biraz kitaptan kopmama sebep oldu. Genel olarak keyifli bir kitaptı.
Her iki tesphinde taneleri iyice yıpranmıştı zamanla. Ne zikirler ne dualar edilmişti bu tespihlerle.
"Her şeyi yaratan Allah-u Teala değil miydi? Yaprak bile tutunduğu daldan düşmek için 'Ol' emrini beklemiyor muydu?"
Buket Soyhan
Sayfa 279 - Uyanış Yayınevi

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sin ve Şın
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
304
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059069427
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Uyanış Yayınevi
“İşte şimdi sırları açmanın vakti gelmiştir. Saklı kaldıkça sahibine sadık olan sır artık ehline teslim edilecek fakat sahibi bulmak gerek önce.”
Nereye ya da hangi zamana ait olduğunu bilmeyen başarılı bir avukat… Hayatın zorluklarına göğüs germiş, tek amacı ailesine sahip çıkmak olan bir Anadolu genci… Küçük yaşta büyük hayalleri olan, çocuk olmadan büyümek zorunda kalmış bir çırak…
Üç farklı insan ve üç farklı hayat nasıl olur da bir araya gelir?
Gündelik hayatlarında sıradan yaşamlarını süren ama yaradılış gayelerini bilmeyen üç adamın hikâyesi… Zaman ve mekânın ötesine kapı açan bir aile mirası imkânsızı imkânlı kılıyor.

Kitabı okuyanlar 16 okur

  • Meltem Aslan
  • Şifa
  • Aslihan kayhan
  • Kitap ve Kahve Delisi
  • Adem YEŞİL
  • Tuğba Irmak
  • Begüm Polat
  • F.Betül Uzuntarla
  • Sevim kırmacı
  • Hümeyra Akbulut

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%63.6 (7)
9
%9.1 (1)
8
%9.1 (1)
7
%0
6
%9.1 (1)
5
%0
4
%9.1 (1)
3
%0
2
%0
1
%0