Adı:
Sınırdaki Ev
Baskı tarihi:
2014
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053753735
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The House on the Borderland
Çeviri:
Sönmez Güven
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Korku edebiyatının ustalarından William Hope Hodgson'ın en önemli eseri olarak kabul edilen Sınırdaki Ev, bilimkurgunun, gotik edebiyatın ve fantastik kurgunun iç içe geçtiği tekinsizbir öyküye sahne oluyor. Lovecraft'ın hayranlık duyduğu eserlerden biri olan bu kitap, yeraltı ile yeryüzünün,Dünya ile Kozmos'un, geçmiş ile geleceğin, gerçeklik ile fantastiğin arasında sıkışıp kalan bir münzevinin öyküsünü anlatıyor. Modern edebiyatın başlıca konuları arasına giren Zaman, Ev, Birey, Akıl gibi kavramlar hakkında yadırgatıcı birbakış açısı sunan Sınırdaki Ev, her zaman "sınırlar"la ilgilenmiş olan korku edebiyatının bize tuttuğu aynalardan biri. Hodgson'ın da gösterdiği gibi, sırlarımız sınırlarımızda gizli.
(Tanıtım Bülteninden)
200 syf.
·Beğendi·6/10
Çocukluğundan itibaren denizci olmak isteyen, bu amacına ulaşan ve Birinci Dünya Savaşında hayatını kaybeden bir yazar. 19. yüzyılın son çeyreğinde doğar ve amacı korku ve fantastik yani bir nevi bilim kurgu eserler yazmaktır. Yazar da. Sınırdaki Ev de onun en önemli ve en iyi eseridir.
Peki bu eseri nasıl değerlendireceğiz? Döneminde Edgar Allan Poe, Lovecraft ve Bram Stoker gibi yazarların geri planında kalan ve gotik, fantezi ve bilim kurgu alanına bir türlü tam anlamıyla giremeyen bu eseri ne şekilde değerlendirip karar vereceğiz? Bu sorular aklımıza değil çelme takmak, bildiğiniz tekmeye kafa atmak durumuna düşürüyor bizleri.
1877’de İrlanda da iki arkadaşın bir el yazmasını bulmasında ben hikayenin devamına değil mesela bu iki ruh hastasının orada ne yaptıklarına odaklandığım için hikayeyi farklı biçimde değerlendirdim. Tabi dikkatinizi çekeceğim bir konu var kitapta. Boyutlararası Kozmik Yolculuk. Zaten kitabı okumamdaki ve merak etmemdeki ana etken de bu. Biraz samimi olursak, yazara şu düşünceyle yaklaştım: “Sen bu fikri nerden edindin be adam?!”
Şakası bir yana hoş bir kitaptı. Sanırım günün son kitabı olacak ama belli olmaz tabi. Her neyse okumak isteyen arkadaşlar olursa gönderebilirim her daim olduğu gibi. Farklı ve tarzı belirsiz bir hikaye okumak isteyen arkadaşlara -beklentiye girmemek kaydıyla- tavsiye eder, iyi akşamlar dilerim..
200 syf.
·3 günde·6/10
Korku edebiyatı ile pek aram olmasa da şu sıra bir değişiklik yapmak istedim. Sınırdaki Ev, kozmik dehşet denilen türe giriyor, bunu kitabın sonundaki yazıdan öğrendim ve bu türü sevmediğimi fark ettim. Korku türü ile kozmik olayları birleştirerek, bilim kurgu ve fantaziyi harmanlayan bir tür bu. Türü sevenlerin kitabı seveceğini düşünüyorum. Ben çok sevmesem de güzel bir deneyim oldu.
200 syf.
·16 günde
Gerçekten insanın tüylerini diken diken eden kıyamet tasvirleri... Nasıl bir hayal gücü düşünün artık. Bir oyuk, bir ev ve bir adam hakkında değişik bir roman. Korku, gerilim, doğa üstü... Kozmik dehşet adını sonuna kadar hak eden, gerçek bir olağan üstü roman...
200 syf.
·9/10
Korku edebiyatı bana uzak bir alandı ve bu alanda Lovecraft'ın eserlerine giriş yapmadan önce onu etkileyen ve başyapıt dediği eseri Sınırdaki Ev'i okumak istedim.Eser iki arkadaşın 1877 yılında İrlanda kıyılarında bulduğu bir yazmayı bize okumalarıyla başlar.Yazma ıssız bir yerde münzevi bir adamın yaşamını kız kardeşi ve köpeği biber(en tatlı karakterdi)ile geçirdiği tuhaf evde yaşadıklarını anlatır.Kitap önce tipik bir korku filmi gibi başladı ve o gizemin,korkunun içine beni çekti fakat yarısından sonra ve belki de Lovecraft'ın başyapıt demesine yol açan kozmik dehşetle devam etti.Bir anda zaman,mekan kavramlarıyla yok olup tanımlanamayan şeyler okudum.Sonuç olarak pek çok yazarı etkileyen W.H.Hodgson'un korku edebiyatına giris mahiyetindeki bu eserini bu alanda okuma yapmak isteyenlerin okuması gerektiğini düşünüyorum.
200 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Ed ve Tonnison adında iki arkadaş, balık tutmak ve kafa dinlemek için İrlanda'nın kırsalında bir kasabanın yakınlarına giderler. Orada gezerken, bir gölün yanında büyük bir çukur ve bir kayanın üzerinde bir harabe görürler. Bu harabeyi kazdıklarında el yazması bir kitap bulurlar. Kitap, evin sahibinin anı defteridir. Ve yaşadıkları da gerçekten çok ciddi olaylardır. Öncelikle kozmik bir şekilde gezegenler arası yolculuk ederken, bir ara evi domuz suratlı yaratıkların saldırısına uğrar. Kopeği Biber ve kız kardeşi Mary ile yaşayan bu adam saldırıları atlatmaya çalışır. Bu arada aşık da olur ancak kozmik seyahatler onu giderek rahatsız edecek ve Çukur onunla mücadeleye girişecektir. Acaba bu adamın hikayesi mutlu sonla mı bitecektir? Ed ve Tonnison bu yazmalardaki hikayenin peşine düşecek midir? Soluksuz okunan bir roman.
200 syf.
Işık ve karanlık...
Zaman-Mekan ilişkisini insanı sersemletecek derecede iyi işleyen bir yazar. Diğer kitaplarını da şüphesiz ki okuyacağım.
200 syf.
·81 günde·7/10
18.yy'da yazılan kozmik korku türünün en başarılı örneklerinden biri olduğu Lovecraft tarafından da tasdiklenmiş bu eser betimlemeleri ve hayal gücünün sınır tanımayan elektronlarının langerhans hücrelerinden atlayışına tanık ediyor sizi. Anlam veremediğiniz bir kabustan uyanmış ve aklınızdaki rüya parçacıklarıyla bir şeyleri anlamlandırma uğraşı içinde hissettiğiniz anların kitaplaşmış hali, Sınırdaki Ev. Kitabın sonunda İthaki tarafından eklenen Kozmik Korku Edebiyatı ve Kitap Etimolojisi temalı son söz ise kitaba ekstra 1 puan daha göz kırpmamda etkin oldu.
197 syf.
·Beğendi·6/10
İki arkadaş birkaç günlüğüne kamp yapmaya giderler. Gittikleri yerde küçük bir yerli kabilesi bulunmaktadır fakat dillerini bilmedikleri için iletişim kuramazlar. Etrafı keşfetmeye çıkarak genellikle balık tutarlar. Günlerden bir gün kocaman bir Çukur’un bulunduğu bir alana çıkarlar. Bu Çukur’un kenarında bir yıkıntı dikkatlerini çeker. Bu yıkıntıya şöyle bir göz atarken şans eseri bir defter bulurlar. Defteri daha sonra incelemek için çantaya koyduktan sonra gezinmeye devam ederler ve bu sırada korkunç sesler duymaya başlarlar. Duydukları ses onları o kadar korkutur ki hızla kamplarına geri dönmeye ve bir daha oraya gitmemeye karar verirler.

Buradan sonra kampa geldiklerinde bir münzeviye ait olan bu defteri okumaya başlarlar. Çağlar öncesinde Çukur’un tam sınırında bulunan evde yaşayan bir adam ve kız kardeşinin hikayesini konu alıyor defter. Gerçekle hayal arasında bulanık ve korkutucu yaratıkların, tanrıların, zaman, uzay yolculuklarının olduğu akıl almaz bir hikayeyi anlatmaktadır.

Açıkçası fikir olarak güzel, ilgi çekici, bir parça ürkütücü olsa da ben çok ama çok beğendim diyemem. Özellikle evrenin içinde yapılan seyahatlerin anlatıldığı kısımların uzun olması ve sürekli oradan oraya savrulması yüzünden bir noktadan sonra ciddi ciddi başım dönmeye başladı. Bu sebeple bu noktalarda ara vermek durumunda kaldım. Kitabın sonuç kısmına baktığımda ise maalesef tatmin etmedi.
200 syf.
·9 günde·4/10
Ne yazık ki beğendiğim bir kitap olduğunu söyleyemeyeceğim. İlk nedenim öznel, çünkü korku kitaplarından çok hoşlanmıyorum. Bu hoşnutsuzluk bu bakış açımı da etkiledi muhtemelen. İki arkadaşın buldukları bir kitabın içeriğinden oluşan kitapta, yazarın hayal dünyası bana biraz fazla uçuk geldi. 20. yüzyılın başında gezegenler arası bir seyahati hayali bana ilginç geldi. Ama muhakkak beğenenler de olmuştur fakat benim ilgi sahamın dışında bir kitap oldu...
İnsanın, ışıktan yoksun olmanın bütün dehşetini hissedebilmesi için, gecenin sessizliğinde sonsuzluğu yaşaması gerekir.
Lovecraft, ''İnsanın en kadim ve en güçlü duygusu korkudur; en kadim ve en güçlü korku da bilinmeyene duyulan korkudur,'' demişti zamanında.
Geceler gittikçe daha ve daha da uzadı ve gündüzler de onları izledi; böylece, sonunda, gündüz ve gece saniyelerle ölçülebilecek kadar uzadılar ve Güneş, akışın parlak sisi içinde görülmesi neredeyse imkânsız bakır kırmızısı bir top halini aldı.
Güneş’e bir göz attım. Olağanüstü, mat bir berraklıkla parlıyordu.... Sarsılmış ve korkmuş bir halde uzunca bir süre baktım ona. Eğer çocuk olsaydım, duygularımı ve huzursuzluğumu, gökyüzünün çatısının kaybolduğunu söyleyerek ifade edebilirdim.
İnsandan öte bir şeydi, ama olumlu anlamda değil. Daha çok insandaki iyilik ve yüceliğe karşı menfur ve düşmanca bir şey. Tek kelimeyle zeki ama insanlık dışı.
Karanlıkla birlikte dayanılmaz bir yalnızlık ve dehşet duygusuna kapıldım. İlk kez olarak Çukur’u ve sakinlerini düşündüm. Bunun da ardından Uyku Denizi’nin kıyıları ve bu kadim binanın gölgelerini mesken tutan o daha da korkunç Şey aklıma geldi. Neredeydiler? Merak ettim ve bedbaht düşüncelerle ürperdim. Korku bir süre için beni pençesine aldı ve Dünya’yı saran soğuk karanlığı yırtacak küçücük bir ışık huzmesi için çılgınca ve anlaşılmaz dualar ettim.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sınırdaki Ev
Baskı tarihi:
2014
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053753735
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The House on the Borderland
Çeviri:
Sönmez Güven
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Korku edebiyatının ustalarından William Hope Hodgson'ın en önemli eseri olarak kabul edilen Sınırdaki Ev, bilimkurgunun, gotik edebiyatın ve fantastik kurgunun iç içe geçtiği tekinsizbir öyküye sahne oluyor. Lovecraft'ın hayranlık duyduğu eserlerden biri olan bu kitap, yeraltı ile yeryüzünün,Dünya ile Kozmos'un, geçmiş ile geleceğin, gerçeklik ile fantastiğin arasında sıkışıp kalan bir münzevinin öyküsünü anlatıyor. Modern edebiyatın başlıca konuları arasına giren Zaman, Ev, Birey, Akıl gibi kavramlar hakkında yadırgatıcı birbakış açısı sunan Sınırdaki Ev, her zaman "sınırlar"la ilgilenmiş olan korku edebiyatının bize tuttuğu aynalardan biri. Hodgson'ın da gösterdiği gibi, sırlarımız sınırlarımızda gizli.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 64 okur

  • Gülfidan Güner
  • Hale
  • Tamer Kulaksız
  • OGÜN YAVUZ
  • fehim
  • Nisle
  • Ahmet yıldız
  • Sibel
  • Yokyer Kitap Kulübü
  • Arzu

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%17.1 (6)
9
%22.9 (8)
8
%11.4 (4)
7
%11.4 (4)
6
%22.9 (8)
5
%8.6 (3)
4
%2.9 (1)
3
%2.9 (1)
2
%0
1
%0