Puan

8.210 üzerinden
2.038 kişi
10/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2021 65. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 02 Eylül 2021 20:07
Kitabın karakterine “ön söz” yazdırıp sonra o ön söze katılmadığı noktaları belirten “son ön söz” yazmak mı? Etkileyici bir girişti Unamuno. Yoğun düşünce geçişleri nedeniyle gerçeklik algımı yitirmemi sağlayan kitapları seviyorum. ‘Sis” de onlardan birisi oldu. Kitabın kurgusundan ziyade, üzerinde durulan düşünceler için inceleme yapmak daha iyi olacaktır. Başlıklar halinde ilerleyelim. Tinsel Anarşizm: Kitapta diğer düşüncelere göre pek de yer kaplamayan fakat başlıca değinmek istediğim konu "Tinsel anarşizm". Bu düşünce yazarımız Unamuno’nun kendi tanımıyla, her konu hakkında kendine ait özgür bir fikir sahibi olmaktır. Bu açıdan düşünüldüğünde her bireyin bir tinsel anarşist olması gerektiği düşüncesi oluşabilir. Anarşizm tüm otoriteleri reddeder. Tinsel anarşizm ise, her bireyin otoritesinin kendisi olması gerektiği üzerine kurulmuştur. Özyönetimi olmayan bireylerin toplum içerisinde sin-diril-mesi sonucunda güç istencini tetiklemektedir ve başkasını yönetebilen insanlar güç zehirlenmesine girerek şiddet doğurmaktadır. Özgür bireyler için özgür fikirler olmalıdır. (Toplum bilinci için yazılmış bir kitap değil.) Kadın Psikolojisi: Baş karakterimiz Augusto, kadın psikolojisini anlamak amacıyla, kadınların yaklaşımları hakkında deneylerde bulunuyor. Onları tartmaya ve alacağı kararlarda bu deneylerin sonucuna göre davranmayı düşünüyor. Kadınlarla sorunsuz iletişim kurmak için veya onları anlamak için insan üstü bir çabaya gerek olmadığı düşüncesindeyim. Kadınları çok iyi anlıyorum gibi bir iddia değil bu. Herhangi bir bilinçli “insana”; saygı, empati ve uzlaşıcı bir tavırla yaklaştığınızda sorunsuz iletişim kuruluyor zaten. Bununla birlikte Augusto’nun kadınlarla yaşadığı her problemden sonra annesini düşünmesi, onun dizlerinde olduğunu
Edebiyat
SisMiguel de Unamuno · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20236bin okunma
10/10
·240 syf.··
2021 131. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Eylül 2021 23:36
Okuma grubumuzun Eylül kitaplarından biri Sis idi. Kitabı ikinci okuyuşum olmasına rağmen sanki ilk sefermiş gibi severek merakla bitirdim yine. Kısaca konudan bahsetmek istiyorum öncelikle. Augusto, annesini kaybetmiş ve ondan kalanlarla yaşayan zengin bir bireydir. Arkadaşı ile olan sohbetleri, hayata bakış açısı farklı ve bir arayış içindedir. Aradığı şeyin ne olduğunu bilmezken, ansızın karşısına Eugenia çıkar. Güzel midir, çirkin mi? Uzun mudur kısa mı? Sarışın mıdır esmer mi? Bunları bilmez, bunlarla ilgilenmez ve aslen bu fiziksel özellikleri değil onu sevmeyi sever Augusto. Kadınları şimdiye kadar tanımayan, Eugenia ile keşfetmeye başlayan karakterimiz bol bol sohbet eder çevresindeki insanlarla. Hayatı sorgular, insanları tanımaya çalışır, kadınları anlamaya başlar Augusto. Kendi kendine konuştuğu hayatına bir de köpek dahil olur. Orfeo hayatına dahil olduktan sonra her şey başkalaşır. Artık konuşacağı biri daha vardır Augusto'nun. Ama ne olursa olsun yaşama olan merakı dinmez. Varlığı, hiçliği sorgular. Hayvanları, arkadaşlığı, evliliği anlamaya çalışır. Hepimizin içten içe merak ettiği her konu ile ilgili konuşur Augusto. Ve kitabın dönüm noktası gelir çatar ansızın. Sona gelirken yazar ile bir yüzleşme yaşayan karakterimizin gözünden diğer tüm roman kahramanlarını düşündürür bize Augusto. Ya her roman kahramanı, yaratıcısı ile konuşsaydı? Raskolnikov'un sonu farklı olur muydu o zaman? Anna belki de hiç yaşamazdı yaşadıklarını. Dorian kibrine yenik düşmezdi, Bartleby ne yaparsa yapsın bir şeylerin değişmeyeceğini bilirdi. İşte böyle bir düşünce sardı Unamuno sayesinde beni ikinci kez. Son olarak bir de kitabın çevirisine değinmek istiyorum. Can Yayınları Behçet Necatigil çevirisi ile okumuştum ilk olarak Sis'i. Ancak kitaptaki eski kelime kullanımı hayli
Edebiyat
SisMiguel de Unamuno · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20236bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"YALNIZLIK ÖMÜR BOYU"
9/10
·225 syf.·
Beğendi
·
2018 26. kitabı
“Sis”e inceleme yazmayı düşünmüyordum ancak bazı düşünceler sıcağı sıcağına kağıdın güvenli kollarına emanet edilmezlerse kısa bir süre sonra unutuluyorlar ve ben bu hissi hiç sevmiyorum. Bu yazı bir tür “kendime hatırlatmalar ve çağrışımlar yazısı” olacak baştan belirteyim. İstanbul Okuma Grubu’nun toplantılarını seviyorum. Birkaç saat boyunca beyin fırtınası yoluyla herkesin kendine has fikirlerini özgürce ifade ettiği motive edici toplantılar yapıyoruz ve ben her defasında -toplantı sırasında pek fark etmesem de- sonrasında beynimde şimşekler çakarken buluyorum kendimi. Şimdi gecenin bir vakti yazmak için oturmuş olmam da yine bu etkiden. “Sis”e dair ne söylenebilir? Açıkçası Unamuno’nun hayat hikayesi “Sis”ten daha enteresan geldi bana öncelikle onu ifade edeyim. Dik duruşu, hiçbir totaliter sistem karşısında hiçbir zaman boyun eğmemesi, hayatı boyunca doğru bildiğini savunması, bildiği yabancı diller, hatta sevdiği bir yazarı okumak için o yazarın dilini öğrenmesi hayran etti beni kendine. (Detaylı okumak isteyenler şu yazıya bakabilir: (cumhuriyet.com.tr/haber/diger/348...) Romana dair neler söylenebilir dediğimizde ise… Öncü bir roman olduğu, pek çok postmodern romanda görülen teknik özellikleri çok erken bir tarihte kullandığı, katmanlı bir yapısı olduğu, yazarın bu romanla “Aslında bütün edebi eserler bir kurgunun parçası, onları pek de ciddiye almayın, onlar yazarın zihninin oyunları, diyalog diye okuduklarınız da yazarın monologları.” dediği / demek istediği söylenebilir. Yazarın kitabının türüne “nivola” demesinden yola çıkarak kendi türünü oluşturma çabası içine girdiği, nivola’nın novela’dan farklı olarak Unamuno’ya has bir tür olduğu, hatta Unamuno’nun romanına “nivola”
SisMiguel de Unamuno · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20236bin okunma
Sislerin içindeki gerçekler...
Puan vermedi·240 syf.··
2026 18. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 27 Şubat 2026 20:00
Sis: İradesizliğin ve varoluşun anatomisi Miguel de Unamuno ’nun Sis'i bir roman okumaktan ziyade, puslu bir aynada kendi yansımanla kavga etmek gibi bir deneyim. Kitap boyunca Augusto Pérez denen o adama( benim eziğe) "Kendine gel artık!" diye bağırmak istiyoruz, çünkü karşımızda bir yetişkin değil, hayatın içine fırlatılmış ama henüz 'ben' olmayı becerememiş bir taslak(yarım çünkü)var. Ezikliğin Felsefesi: Augusto Pérez Augusto, edebiyat tarihinin(en azından benim okuduğum) gördüğü en iradesiz karakterlerden biri olabilir. Evden çıktığında hangi yöne gideceğine rüzgarın karar verdiği bir adamdan bahsediyoruz. Ya da bir sokak köpeğinin peşine takılıyor. Bir kadına aşık olduğunu fark etmesi bile sanki bir aydınlanma değil, "Herkes aşık oluyor, sanırım sıra bende" diyen bir çocuğun şaşkınlığı gibi. Onun bu "ezikliği", aslında Unamuno’nun bize kurduğu bir tuzak: Bir insan, kendi iradesini bir kenara bıraktığında sadece bir gölgeye dönüşür. Augusto da kitabın büyük bir kısmında sadece o sisin içindeki bir gölge. Rüzgar essin o sis dağılsın diye çok dua ettim ara ara:) Eugenia: Bir kaçış mı(sıkıştırılmış hayatından), bir kurgu mu? Augusto’nun Eugenia’ya duyduğu o hastalıklı saplantı, aslında kadına olan aşkından değil; kendi boşluğunu( hayatta annesi tarafından hep geride tutulmuş) doldurma çabasından kaynaklanıyor. Duyguları olduğunu yeni keşfeden birinin o çiğliğiyle, her şeyi eline yüzüne bulaştırıyor. Biz okurken onun bu acizliğine dişlerimizi sıkıyoruz ama o, kendi zihninin yarattığı o sisin içinde kaybolmayı, gerçekle yüzleşmeye tercih ediyor. Ve o meşhur "Tokat": Yazarla Yüzleşme Kitabın zirve noktası, o nefret ettiğimiz Augusto’nun, bizzat yazarın (Unamuno’nun) ofisine gidip hesap sorduğu o andır.( Tam dedim tamam oluyor, uyanıyor) İşte orada, o ezik
SisMiguel de Unamuno · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20236bin okunma
10/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 19:44
Miguel de Unamuno’nun edebiyat ile felsefeyi iç içe geçirdiği, klasik roman kalıplarının aksine, yazarın “nivola” olarak adlandırdığı, anlatının ontolojik sınırlarını sorgulayan deneysel eser niteliğindeki "Sis"; “var olmak” ile “kurmaca olmak” arasındaki farklılığı gösteriyor. Olay örgüsü oldukça yalın bir çizgide ilerliyor. Augusto Pérez’in gündelik hayatının sıradanlığı içinde bir kadına, Eugenia’ya duyduğu ani ve takıntılı aşk etrafında şekilleniyor. Basit gibi görünen bu durum, okuma ilerledikçe yerini varoluşsal bir sorgulamaya bırakıyor. Augusto’nun aşkı eylemden çok düşünce hâline geliyor; karar veremeyen, sürekli iç konuşmalarla kendini tartan bir bilinç akışı içinde, kendi varlığının anlamını sorgulamaya başlıyor. Augusto’nun bizzat yazarla, yani Unamuno’yla karşı karşıya geldiği sahnedir. Bu sahne, klasik olay örgüsünü yıkarak metni metafiksiyonel bir düzleme taşıyor. Karakter, kendi yazgısının yazarı tarafından belirlendiğini fark ediyor ve buna itiraz ediyor. Ölüm kader değil, tartışmalı bir karar hâline geliyor. Augusto Pérez, tipik bir roman kahramanı olmaktan ziyade, bir düşünce nesnesi olarak kurgulanmış; kararsızlığı, edilgenliği ve sürekli içe dönük hâli, bireyin modern dünyadaki yönsüzlüğünü temsil ediyor. Eugenia ise bir aşk nesnesi olmanın ötesinde, Augusto’nun zihninde kurduğu ideal ile gerçeklik arasındaki uçurumu simgeliyor. Yan karakterler, özellikle hizmetçi Liduvina ve köpek Orfeo insan aklının sınırlarını ve sezgisel varoluş biçimlerini karşılaştırmalı biçimde yansıtıyor. Orfeo’nun varlığı, bilinç ile varlık arasındaki ilişkiye ironik bir derinlik katıyor; hayvanın daha sahici oluşu, insanın kurmaca doğasına dair ince bir eleştiri. Unamuno’nun anlatım üslubu, geleneksel realist romanın aksine, karmaşıklık hissi veren düşünsel bir yapı
1000Kitap
SisMiguel de Unamuno · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20236bin okunma