Cortazar’ın “Son Raunt” eseri doğası gereği, belirli bir kalıba sokulamaz veya tek bir doğrultuda incelenemez. Nitekim eldeki metin; şiir, kısa öykü, mektup, anlatı, eleştiri, politik refleksiyon, günce ve daha nice türü içinde barındırıyor.
İlgimi çeken birkaç nokta:
• Kitap bilinçli bir okur için pek fazla tuzak barındırıyor. Bunlardan biri “Francisco Fabricio Díaz” isimli uydurma bir yazardır. Cortazar bir bölüm boyunca yazarın kitabından bahseder, hatta bu var olmayan yazardan alıntı dahi yapar. Onun muhteşem kitap fikrini okura sunar vs. vs. Böylesi bir tuzak gerçekten ilginç, ancak postmodern edebiyata kıyasla da pek çığır açıcı olduğu söylenemez. Zira Bolaño’nun “Amerika Kıtasında Nazi Edebiyatı” metni tamamen uydurma yazarların biyografisi üzerinedir. Keza Borges’te tam olarak Cortazar’ın yaptığı gibi okurun konforunu bozmak için yapmasa da, bu tuzağı estetik bir oyun olarak kurar.
• Cortazar’ın “Önerilen Gezginlik” başlığı altında, Kalküta’da geçirdiği bir günü metne çevirmesi de bence aslında edebiyatın ve yazının sıradan günlük olaylarla iç içe iken dahi gerçek dışına çevirilebileceğinin çok iyi bir örneğidir. İstasyonda yabancıların paçasına yakışıp para dilenen ve 20. yüzyılın ortasında dahi kölelik zihniyetini benimsemek zorunda bırakalmış bir yaşam biçimini anlatır. Ölümünü bekleyen çaresiz yaşlılardan, bir trenin canavar olarak betimlenmesine kadar...
• “Eyvah Ne Yâr Kaldı Ne Yer Kaldı...” metni ise birbirinden kopuk ve hiçbirinin yüklemi olmayan dizelerden oluşur. 4-5 sayfa boyunca bu anlatının içinde gezinir okur. Metin herhangi bir ana fikir barındırmaz, okurla alay eder. Metnin mekansal betimlemeler ve aşk şiirlerinden sonra karşımıza çıkması ise oldukça ironiktir. Nitekim eldeki metin her dizede bir mekan oluşturur. Ve her bir dize