Adı:
Sustalı
Baskı tarihi:
Eylül 2000
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755108285
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Le cran d'arrêt
Çeviri:
Aykut Derman
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Çantasında her zaman bir sustalı taşıyan genç bir kadın bir akşam evine döndüğünde, çakısının ve elinin üzerinde kan lekeleri olduğunu fark ediyor. Ne olup bitti? İçinin derinliklerinde yatan o karanlık arzuya, bir erkeği bıçaklama arzusuna yenik mi düştü yoksa? Bu işi biraz önce, metrodaki o itiş kakış sırasında mı yaptı? Adamı öldürdü mü? Yoksa yalnızca yaraladı mı? Bütün bu sorulara yanıt arayan genç kadın olayın peşine düşüyor. Okur da romanın kahramanı gibi sürprizden sürprize sürükleniyor. Daha önce, 1993 yılında Medicis Ödülü alan romanı O'nun Karısı ile okurlara sunduğumuz EmmanuÜle Bernheim, ilk romanı olan Sustalı'da kendini bize, ele aldığı konuyla ve akıcı anlatımıyla hemen kabul ettiriyor. Kadınla erkek arasındaki savaşımı sert, acımasız, büyüleyici ve şaşırtıcı bir üslupla kaleme alan bir kadın yazarla karşı karşıya buluyoruz kendimizi.
96 syf.
·2 günde·6/10
Kitap hakkında yorum yapmadan önce şansızlığı ilgili birkaç kelam edeceğim. Zweig ustanın korku kitabından sonra okumamın andıran konu olarak birbirini benzerliklerinin olmasından dolayı istemsiz karşılaştırmama neden oldu. Yorumumda bunun etkisinin olduğunu belirtmek isterim. Birde yazarın ilk kitap olduğu için çok fena ezdi Zweig amca. :D
Genel olarak dili çok sade ve edebi olarak ortalama bir yapısı var. Kurgu, boşluklar çok fazla ve bir ana karakter hakkında çok az bilgi vermesi pek hoşuma gitmedi. Konu olarak ilginç ama çok hızlı bir şekilde işlemesi biraz konuyu baltalamış.
Özel olarak da ana karakteri hiçbir şekilde empati yapamadığım ilk kitap. Bu kadar dengesiz bir kadınla ne sanalda ne gerçekte karşılaştım. Aslında kendi monotonluğunda yaşarken içgüdüsel olarak(Sönük bir hayat yaşadığı için erkekler tarafından fark edilmemesinin içgüdüsel öfkesiyle yaptığını düşünüyorum. Ben biraz hayata renk gelmesi için yaptığını düşündürdü. Biraz acımasız davrandım gibi. :D) birini bıçaklamasından sonra dünyası tamamen değişiyor. Suçluluk duygusuyla bıçakladığı kişinin yaşayıp yaşamadığı, bıçaklanma sonrasında hayatının değişip değişmediğinin izini sürüyor. İzleri takip ederken farkında olmadan hayatında radikal değişimlere uğraması ile en sonda çok farklı bir karaktere dönüşüyor. Beni pek etkilemedi ama okumayın demeyecek kadar kötü kitap diyemem yukarıda belirttiğim durumdan ötürü. :D
96 syf.
·1 günde·4/10
Sustalı, Emmanuele Bernheim'in yazdığı ilk roman. Diğer kitaplarını henüz okumadığım için yeterli karşılaştırma bilgisine sahip değilim ama.. bu kitap içimde canlanamadı.
Canlanamadıdan kastım, duygunun bana geçememesiydi. Çünkü kitapta duygu bulamadım. Kitap üçüncü tekil şahısla yazılmış, yani ilahi/tanrısal bakış açısıyla. Ama bizim o bildiğimiz duygulu, salt gördüğünü söylemeyen, yorumunu katan bir ilahi anlatım yoktu. Kitap sadece gelip gitmelerden, eylemlerden oluşmuş gibi.
Bu durumda insan bi' parça duygu aramıyor değil.. Okudukça, karakterin(Elisabeth) bi' şeyi dert edindiğini, bunun peşinden koştuğunu görüyoruz. Ama hiç mi bi' iç konuşması, dert yanma, duygulu ifade olmaz! Ben bulamadım. Bu açıdan duygu yoksunu buldum kitabı. Çünkü farklı karakterlerin olayda yer kaplamasıyla gittikçe daha ele avuca gelen Elisabeth'in ''olayı'' yavaşça bi' aşka dönüşüyor. Buna rağmen çok yadırgadım çünkü kitap tüm gidişatıyla buzluydu halen.
Bu açıdan kitabın deneysel bi' havası var diyebilirim. Çünkü konu ilginç, anlatımdaki soğuk hava ve bunun sürdürülüşü çok daha ilginç geldi bana. Anlatımdaki buzlu halin, duygusal yoksunluğun kitabın yazarın ilk eseri mı yoksa yazarın tarzının mı böyle olduğu üzerine düşündürttü beni. Bu açıdan diğer kitaplarını da merak ettim.
Kitabın konusunu ve yazarın tarzını merak edenlere, biraz üşüyecekleri uyarısını yaparak tavsiye ederim...
96 syf.
·Beğendi·7/10
Öncelikle yazarın ilk kitabı olduğu için diğer kitabına göre biraz daha vasat kalıyor ilk beş sayfa falan pek umurunuzda olmuyor. Ancak sonrasında gelen kısımlar gayet zevkli ve eğlenceli bir şekilde geçiyor. Ayrıca yazarın diğer kitabında da olduğu gibi bu kitapta ki karakter de takıntılı biri, yer yer psikolojik olarak hasta hatta. Şehrin içinde kaybolmuş yalnız kadınların hikayesini yazıyor aslında yazar diyelim. Bence yazarın bu eseri de gayet okumaya değer bu da kısa bir ürün zaten ama güzel bir ürün.
96 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Emmanuèle Bernheim'den okuduğum 3.kitap bu oldu. Tesadüfen görüp konusu merak uyandırdığı için ilk olarak O'nun Karısı nı okudum. İkinci olarak burada kayıtlı değil ama Cuma Akşamı ve üçüncüsü bu oldu. Artık üslubunu az çok anladım diyebilirim. Şu ki, genellikle uçlarda yaşayan, kendiyle barışık olma problemi olan, toplumla uzlaşamayan kadın karakterleri çok da derine girmeden ele almış. Cümleler kısa ve net. Psikoloji çözümlemelerle dolu değil zaten sayfa sayısı da az. Çeviri problemi de olmuyor, seri bir şekilde okunuyor. 

Buradaki hikayeye gelirsek; Elizabeth isimli kadın karakter sustalı bıçak taşımayı alışkanlık edinmiştir. Bir gün metroya kalabalık bir saatte biner ve bir adamı bıçaklar. Ancak bunun farkına sonradan varır. Olayın şoku ile adamın eşgalini hatırlamayaz ama sonradan adamın akıbetini düşünmeye başlar, bir sürü ihtimal üretir. Ona ulaşmak ve ne olduğunu öğrenmek onda bir saplantı haline gelir. Adamı bulurken yaptığı yolculuklar aslında kendi içine de bir yolculuk haline gelir. Sonu belirsiz ama bazı yazarların artık konuyu işte böyle oldu bitti perde kapandı olarak bitirmediği, okuyucunun kafasında olayları devam ettirmesini istediğini biliyoruz. Burada da bu durum var. Meraktan okunur mu, neden olmasın. 
Küçük evin önüne geldiğinde, boğazına koca bir düğüm oturdu. Köpek ona doğru koştu, babası eşikte belirdi. Kızını görmek onu şaşırtmadı. Onu karşıladı, öpmedi -onu hiç öpmezdi- elinden çantasını aldı. Bir odaya götürdü. Saçlarına ak düşmüştü. Elizabeth onu, başka türlü anımsamamakla birlikte, yaşlanmış buldu. Onları görmeye gelmeyeli ne kadar olmuştu?
Eve döndü. Paketleri açtı, yeni giysilerini denedi. Tanınmayacak kadar değişmişti. Kendini çok uzun boylu ve çok soluk buldu. Makyaj yapmamıştı ve bacakları -çorap almayı unutmuştu- çiğ duruyordu. Dudaklarına ruj sürdü, elmacık kemiklerini rujuyla hafifçe boyadı. Çıplak omuzlarına düşen bir saç perçemini tuttu. Saçları biçimsizdi, sönüktü, tepesinde dümdüz, boynu hizasında da düzensizdi. Kestirmesi gerekirdi. Saçlarını bir eliyle kaldırdı, sustalısını aldı ve aynanın önüne geldi. Emniyetini açtı ve sustasına bastı. Bıçak şak diye açıldı. Bu hareketi, kirpiklerini kırpıştırarak birçok kez yineledi. Olmuyordu. Uzaklaştı, sonra yaklaştı, aksayan bir ayrıntı vardı. Birden soyundu ve çakıyla oynamayı sürdürerek eski giysilerini giydi. Böyle daha iyiydi. Gülümsedi, kendinden hoşnuttu.
Girdiği mağazaların hepsinde bütün kazaklar dekolteydi, ilkbahar modası, dekolte giysilerden oluşuyordu. Giyip denemek zorunda kalacaktı. Siyah bir kazağı, üstüne pat diye geçirerek, dar kabinin aynasına baktı. Sıcak gelmişti, ama dışarı çıkmaya cesaret edemiyordu. Önden ve arkadan V şeklinde açılmış yaka, ensesini, boynunu ve köprücük kemiklerini ortaya çıkarıyordu. Elini boğazına götürdü ve ürperdi. Kendini hiç böyle görmemişti. Teni çok beyazdı. Yumuşak mıydı? Dokundu. Yumuşak sayılırdı, çok beyaz ama yumuşak. Dışarıda, satıcı kız sabırsızlanıyordu. Elizabeth, kazağı çıkarıp giyindi. Kazağı, satıcı kıza uzattı, satın aldığını söyledi. Borcunu ödedi ve çıktı, çok heyecanlanmıştı. Sonunda bir şeyler olmaya başlıyordu
Elizabeth’e, yaşamı hakkında çok az soru sormuştu, ama o bundan şikâyetçi değildi, anlatacak hiçbir şeyi yoktu ki. Yaşamı, ona rastladığı gün başlamıştı… Ya da onu bıçakladığı gün mü başlamıştı? Belki de onu sahnede gördüğü gün? Paris’e geldiği gün? Concorde İstasyonu, yağmur, kan ve sustalı; bütün bunlar bundan böyle başka bir döneme, kim olduğunu çok iyi anımsayamadığı başka bir kadına aitti.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sustalı
Baskı tarihi:
Eylül 2000
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755108285
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Le cran d'arrêt
Çeviri:
Aykut Derman
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Çantasında her zaman bir sustalı taşıyan genç bir kadın bir akşam evine döndüğünde, çakısının ve elinin üzerinde kan lekeleri olduğunu fark ediyor. Ne olup bitti? İçinin derinliklerinde yatan o karanlık arzuya, bir erkeği bıçaklama arzusuna yenik mi düştü yoksa? Bu işi biraz önce, metrodaki o itiş kakış sırasında mı yaptı? Adamı öldürdü mü? Yoksa yalnızca yaraladı mı? Bütün bu sorulara yanıt arayan genç kadın olayın peşine düşüyor. Okur da romanın kahramanı gibi sürprizden sürprize sürükleniyor. Daha önce, 1993 yılında Medicis Ödülü alan romanı O'nun Karısı ile okurlara sunduğumuz EmmanuÜle Bernheim, ilk romanı olan Sustalı'da kendini bize, ele aldığı konuyla ve akıcı anlatımıyla hemen kabul ettiriyor. Kadınla erkek arasındaki savaşımı sert, acımasız, büyüleyici ve şaşırtıcı bir üslupla kaleme alan bir kadın yazarla karşı karşıya buluyoruz kendimizi.

Kitabı okuyanlar 14 okur

  • Aylala aylala
  • buradaki
  • tabula rasa
  • Öznur
  • Reyhan
  • Ronya
  • Teodota
  • Özlem
  • meltem şen
  • İpek Seray

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%40 (2)
6
%40 (2)
5
%0
4
%20 (1)
3
%0
2
%0
1
%0