Maalesef yanlışlıkla aldığım bir eserdi... nasıl oldu bende bilmiyorum...
Tür olarak korku desen korku değil, aksiyon desen o yok, aşk yok, sanki hiçbir şey yok gibiydi...varsa da hissettirmedi...
Böyle şeyler yazmak bir eser hakkında beni üzüyor aslında, fakat düşüncemi doğru dile getirmek zorundayım...kaleme olan saygım ayrı bir konu, maalesef olumsuz eleştirilerim ayrı bir konu...
.......Herkese Keyifli Okumalar Diliyorum.......
Okuduğum ilk Japon edebi eser. Kitap kısa olmasına rağmen iki hikayeden oluşuyor. Güçlü tasvirler ile ilerleyen ve okunması keyifli, akıcı bir dilde yazılmış bir eser.
Takıntı kısa ama etkileyici bir kitap. Toplamda iki öyküden oluşuyor: “Takıntı” ve “Ameliyathane”. İlk sayfalardan itibaren insanın içine işleyen bir atmosferi var; sanki uzak, sisli bir Japon kasabasında yalnız kalmışsın gibi bir his. Kyoka’nın dili sade ama derin; az kelimeyle çok şey anlatabiliyor.
“Takıntı” öyküsü psikolojik gerilim ve doğaüstü temaları harmanlarken, “Ameliyathane” insan bedenine, tabulara ve gizeme odaklanıyor. Her iki hikâyede de Japon kültürünün geleneksel havası ile modernleşme sancıları hissediliyor.
Yine de herkesin seveceği türden bir kitap değil. Korku öğeleri daha çok sembolik; bu yüzden yüksek tempolu, kanlı bir korku beklentisiyle okuyanlar için hayal kırıklığı yaratabilir. Bazı yerlerde olaylar açıkça çözülmüyor, bu da kimi okurlara eksik gelebilir. Ama ben tam tersine bu gizemli, eksik bırakılmış havasını sevdim. Kısalığına rağmen insanı düşündüren, rahatsız eden, ama aynı zamanda edebi olarak doyuran bir eser. Kısacası “Takıntı”, kısa bir okuma arayan ama derin anlamlar peşinde olanlar için kısa ama tatlı bir deneyim.
Japon edebiyatının ilk korku türünü oluşturduğu söylenen eserlerden biri. Kitabımız 68 sayfa ve 2 hikayeden oluşuyor. Açıkçası korku türü okuyanlar için yeterli bir kitap olduğunu düşünmüyorum ama türünün ilk örneklerinden olması belki geçerli bir mazeret olarak sunulabilir. Beklentimiz çok karşılamayan bu kitabın tek iyi yanı bu kültüre ait terimlerin birkaçını öğrenmeniz. Puanlarsak 2/10 diyebiliriz. Yine de meraklılarına iyi okumalar
Japon korku edebiyatının ustalarından Kyōka Izumi’nin ilk kez 1924’te yayımlanan doğaüstü öyküsü “Takıntı”, Narai’deki bir handa geçer. Kışın ortasında dağlık alandaki bu hana yolu düşen Sakai Sankichi, gün geçtikçe tuhaflaşan olaylara şahit olur. Başta bu tuhaflıkları ciddiye almasa da nihayetinde güzel bir kadının hayaletiyle karşılaştığında sorular sormaya başlar. Meiji Dönemi’nde geçen “Ameliyathane” ise ciddi bir ameliyata girmek üzere olduğu hâlde anesteziyi reddeden Kontes Kibune’yi ve sırlarını konu alır.
4 kasım 1873 - 7 eylül 1939 tarihleri arasında yaşamış roman, doğaüstü kısa hikayeler, kabuki oyunları ve haikular yazan japon yazardır.Kanazawa'da doğdu, tokyo'da öldü.
Kyoka, taşralı bir sanatçı ve zanaatkar ailesinde doğdu. 1890'da tokyo'ya gitti.O zaman edebi sahnenin lideri ozaki koyo'nun hayranı idi ancak varlığını duyuramayacak kadar utangaçtı. Ertesi yıl koyo ile tanışma cesaretini topladı ve hemen bir hizmetçi olarak alındı. 1894'e kadar koyo ile yaşadı. Evi temizlemesi ve ayak işlerini yerine getirmesi karşılığında, kyoka'nın el yazmalarındaki her kelimenin üzerinden geçen koyo tarafından dikkatli bir talimat verildi.
Kyoka'nın ilk başarılı çalışması “giketsu kyoketsu” (1894; “soylu kan, kahraman kan”) melodramatik ve akıl almaz, ancak karakterler o kadar canlıdır ki hikaye kolayca bir oyuna dönüşebilir.
“Yako junsa” (1895; “gece devriyesi”) ve “gekashitsu” (1895; “ameliyat odası”), inançlarından çok etkilenen ve inanılmaz fedakarlıklarda bulunan kişileri anlatan kısa eserlerdir.
Koya hijiri (1900; “koya dağı'nın kutsal adamı”) kyoka'nın tuhaf ve gizemli olana olan hayranlığını tam anlamıyla ortaya koyuyor.
1899'da kyoka, daha sonra evleneceği bir geyşayla tanıştı. En popüler eserlerinden biri olan yushima mode (1899; yushima'da ibadet) adlı
Japon Edebiyatı'ndan birbirinden farklı iki adet öykünün yer aldığı bu kitabı,okuduğum diğer Uzakdoğu hikâyelerinden ayrı tutarım çünkü başarılı buldum:)Kitaba ismini veren "Takıntı"isimli öyküsü tam Japon korku filmi tadında.Belli ki korku filmlerine esin kaynağı olmuş bir yazarmış.İkinci hikâyesi de farklı türden olmasına rağmen çarpıcıydı.Okunmaya değer bir kitaptı
kitap iki bolumden olusuyor. japon korku edebiyatinin ilk orneklerinden biri oldugu icin merak edip okudum. fakat kulture ait birkac terim ogretmesi disinda edebi anlamda bana pek bir sey kattigini soyleyemem. ne gerilim hissi vardi ne de korku unsuru yeterince islenmisti. aksiyon yok, duygu yok, hatta baglayici bir hikaye bile yoktu. anlatilan konular birbirinden kopuk, yuzeysel ve sanki alelacele yazilip bitirilmis gibiydi. bolumler arasinda anlamli bir bag kurulmadigi gibi hikaye sonunda da hicbir yere baglanmiyor. beklentimi yuksek tuttugum icin mi bilmiyorum ama kitap maalesef boslukta kalmis bir okuma deneyimi sundu.
İki öyküden oluşan kitap Gotik Edebiyat ve Gerilim Edebiyatı türündedir.
Gotik edebiyatın kasvetli, karanlık atmosferi "Takıntı" öyküsünde bulunur ve özellikle seçilen mekânın han oluşu bu kasveti destekler. Doğaüstü unsurların devreye girmesiyle, tuhaflaşan olayların gün geçtikçe artması sonucu tekinsizlik hissi uyandırılmasıyla, yine mekânlardan birinin dağ oluşu ve fonda pitoresk bir atmosfer kurulmasıyla ve nihayetinde doğaüstü olayların kaynağı olan bir hayaletle öykü kahramanının karşılaşmasıyla gotik edebiyatın her ayrıntısını barındırır. Psikolojik gerilim öykünün temelini oluşturur.
"Ameliyathane" kitaptaki ikinci öyküdür. Ameliyat olacak Kontes, kendisine uygulanacak olan anesteziyi reddeder. Elbette bu durumun bir sebebi vardır. Bu sebep gizem yaratır ve öykü tam olarak bu gizem etrafında döner. Öykünün barındırdığı korku hissi ise yazarın sade diliyle okura yansıtılır.
2 güzel öyküde oluşan eserin ilk Öyküsü biraz gizem biraz da çelişki dolu. Sade ve düz bir anlatımı yeğleyen yazarı ilk defa okumama rağmen gayet başarılı bulduğumu söyleyebilirim.
1924 yılında yayımlanan bu iki öykünün konusu da ortak gibi. Gizem ve entrika.
Öyküler sondan başa doğru gidiyor. Olaylar bir bütün olarak verilse de konudan bağımsız herhangi bir şey yok.
Takıntı, biraz psikolojik biraz da korkuya meyilli bir öykü. Dönemin insanlarının belirsiz durumlara atfettikleri durumlar ve anlamlar eserin ana temalarından biri.
Ameliyathane Öyküsü ise dönemin sosyolojik eleştirisinin sönük kalmış bir adımı. Her iki öykü de gizemle doldurulmuş ve olayların açıklamaları da malesef yetersiz kalmış.
Acele yazılmış gibi bir havası olsa da eserlerin aslında ilk öykü biraz ağır sonraki ise gayet makul bağlantılar barındırmaktadır.
Kyōka, taşralı bir sanatçı ve zanaatkar ailesinde doğdu. 1890'da bir müridi olarak kabul edilmeyi umarak Tokyo'ya gitti .O zaman edebi sahnenin lideri Ozaki Kōyō , ancak varlığını duyuramayacak kadar utangaçtı. Ertesi yıl Kōyō ile tanışma cesaretini topladı ve hemen bir hizmetçi olarak alındı. 1894'e kadar Kōyō ile yaşadı. Evi temizlemesi ve ayak işlerini yerine getirmesi karşılığında, Kyōka'nın el yazmalarındaki her kelimenin üzerinden geçen Kōyō tarafından dikkatli bir talimat verildi.
Kyōka'nın ilk başarılı çalışması “Giketsu kyōketsu” (1894; “Soylu Kan, Kahraman Kan”) melodramatik ve akıl almaz, ancak karakterler o kadar canlıdır ki hikaye kolayca bir oyuna dönüşebilir. “Yakō junsa” (1895; “Gece Devriyesi”) ve “Gekashitsu” (1895; “Ameliyat Odası”), inançlarından çok etkilenen ve inanılmaz fedakarlıklarda bulunan kişileri anlatan kısa eserlerdir . Kōya hijiri (1900; “Kōya Dağı'nın Kutsal Adamı”) Kyōka'nın tuhaf ve gizemli olana olan hayranlığını tam anlamıyla ortaya koyuyor.
1899'da Kyōka, daha sonra evleneceği bir geyşayla tanıştı. En popüler eserlerinden biri olan Yushima mōde (1899; Yushima'da İbadet) adlı eserinde, Onna keizu (1907; Bir Kadının Soy ağacı) ve “Uta andon” gibi önemli eserlerde yeniden karşımıza çıkan geyşaların dünyasını anlatır. ” (1910; “Fenerler Altında Bir Şarkı”; Müh. çev. “Ozan'ın Şarkısı”). Kyōka, edebi zevkteki çağdaş değişikliklerden uzak durdu, sadık takipçiler için yazdı ve son derece bireysel sanatını terk etmeyi reddetti. Charles Shirō Inouye tarafından İngilizce'ye çevrilen Japon Gotik Masalları (1996), Kyōka'nın dört öyküsünü ve sanatının geniş bir tartışmasını içerir.