Talat-Enver-Cemal Paşalar (Yakın Tarihin Üç Büyük Adamı)

·
Okunma
·
Beğeni
·
313
Gösterim
Adı:
Talat-Enver-Cemal Paşalar
Alt başlık:
Yakın Tarihin Üç Büyük Adamı
Baskı tarihi:
Haziran 2011
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056222702
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Akıl Fikir Yayınları
Ankara: 2.Şubat.1943
Azizim Ziya Şakir,
Gönderdiğiniz iki eserinizi büyük memnunlukla aldım. Fatihi tefrikahalinde tamamen takib etmiştim.
Talat, Enver, Cemal Paşalar namındaki çok değerli eserinizi de dikkatle okudum. Tebrik ederim. Herhalde bu üç zatın ruhları bize hitab etmiye muktedir olsalardı son zamanda kendilerine de ederlerdi. Bunların içerisinde en çk tanıdığım ve sevdiğim Talat paşadır. İstanbuldan ayrılırken yazdığı mektubun klişesini Tasviri Efkarda okuduğum zaman gözlerim yaşardı. Bu feragatli İnkilab çocuğunu yeni nesle siz tanıtmış oldunuz. Bayana, size çok, pek çok selamlar.
Celal Bayar
256 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Cemal Paşa'nın Almanya ve Sovyetlerdeki macaraları epey ilginç. Almanya'da bir gösteri esnasında tesadüfen karşılaştığı Karl Radek'in eşini kurtarması, Radek'in verdiği bir mektupla Sovyetlere gitmesi, Afganistan macerası vb. Diğer İttihatçılar da az maceraperest değil. Ziya Şakir'in eseri önemli bilgiler içermekle beraber dönemi ve aktörleri gerçekçi şekilde analiz etmekten uzaktır.
256 syf.
·8/10 puan
1883 doğumlu Ziya Şakir, aynen Reşad Ekrem Koçu gibi özellikle Osmanlı Tarihi için sayılı bilgi hazinelerinden. Ve bir o kadar da bizler tarafından görmezden gelinen tarihçilerden.

Gazetecilikle başlayan yazın hayatı zamanla rotasını tarihe çevirir. Araştırmacı ve resmî belgeli tarih yaklaşımı onu Osmanlı alanında hatırı sayılır bir yere taşımıştır kanımca.

Özellikle Sultan Hamid ve İttihat Terakki için yazmış oldukları fazlasıyla değerli ürünler.

Burada tarihin büyük değerleri olan ve Osmanlı’nın son büyük paşalarından Talat, Enver ve Cemal sizi karşılayacak.

Onların doğumlarıyla başlattığı anlatısını İttihat Terakki, Jön Türkler ve 1. Dünya Savaşı’na da değinerek devam ettiriyor.

Sultan Hamid, Mahmut Şevket Paşa, Halil Kut Paşa, Küçük Mehmed Said Paşa gibi isimlere de çokça değinmekte.

Talat, Enver ve Cemal Paşa üçgeninden fazla savrulmadan anlatılması gerekenlerle ilgili doyurucu bilgiler edinmek isteyenlere..
Gayesine son derecede merbuttu (bağlıydı) . Cemiyet teşekkül ettikten sonra, yapılacak işlerdeki muvaffakiyete tamamıyla kani bulunuyordu (inanıyordu). Hatta meşguliyetlerine mâni olacağından korkarak annesini Edirne’den getirtmediği gibi, evlenmekten de içtinap ediyor (çekiniyor), hayatı bekârlık ve yalnızlık içinde geçiyordu.
O tarihte Selânik, tam bir eğlence muhiti (çevresi) idi. Hatta İstanbul’dan çok fazla hürriyet havasına malikti. Bekârlar, mebzul (bolca) fırsatlardan bol bol istifade ediyorlar, her gece şehrin muhtelif muhitlerinden kendilerine eğlence âlemleri yaratıyorlardı. Fakat Talât Bey böyle şeyleri aklından bile geçirmiyor, bütün hayatını tarikatının umdelerine (prensiplerine) hasreden (veren) dervişler gibi, mefkûresini (idealini) işgal eden inkılâptan başka hiçbir şey düşünmüyordu.
Selânik’te bulunan Masonlar, -sanki Talât Bey’in istikbâldeki mevkiini keşfetmişler gibi- onu içlerine almışlardı. Ve bu hareketlerinden de pek memnun kalmışlardı.
Talât Bey kısa bir zamanda, kardeşler arasında temayüz etmiş (sivrilmiş). Masonluğun birkaç derecesine terfi eylemişti. Buna binaen Loca, Talât Bey’e karşı büyük bir himaye gösterdi. Kendisine, derhal on İngiliz lirası aylık tahsis edildi. Ve mason üstatlarından Manoel Karasu Efendi bu yardımda daha ileri gitti. Zihneli Said Bey ismindeki zat ile ortak olarak, Frenk mahallesinde … hanında bir avukat yazıhanesi açarak, Talât Bey’i de bu işe iştirak (ortak) ettirdi.
Askerler ona Arnavut Hoca diyorlar ve kendisini çok seviyorlardı. Bazı münevverler ise, onun mütevazı şahsiyetinde gizlenen mühim bir sır olduğunu hissediyorlar. Bu kirli sarıklı, bu yırtık ve soluk cübbeli ufak tefek hocaya hürmet gösteriyorlar. Onun saf Arnavut lehçesiyle söylediği hâkimane sözlerden büyük bir zevk duyuyorlardı.
Hafız İbrahim, ramazan aylarında her tarafa dağılan adi cer hocalarından değildi. Kendisi çok fakir olmakla beraber, Arnavut beylerinin nazarında büyük bir ehemmiyete sahipti. Eğer istemiş olsa, kendi memleketinde hayatını tam bir refah içinde geçirebilirdi. Hâlbuki o, çok mühim bir vazife deruhte etmişti (üstlenmişti)
Talât Efendi’nin ailesi, küçük bir değişiklik geçirdi. Hemşiresi (kız kardeşi), uzaktan akraba olan İsmail Yürük isminde bir zatla evlendi. Bu izdivacın, Talât Efendi’nin hayatı üzerinde büyük bir tahavvül (değişim) icra edeceğini (yapacağını) kim tahmin edebilirdi?
İsmail Yürük, Bulgaristan Türklerinden ve Bulgar ordusu zabitlerindendi.
Esasen basit bir adamdı. Fakat Bulgaristan’ın İslâm ve Türk unsurunun mukadderatı üzerinde oynadığı siyasî oyunlar, bu hamiyetli (vatansever) Türk’ün zihnini iyice açmıştı. Ve tabiî olarak Bulgaristan’daki Türk partizanlarına iltihak ederek milli hukuk ve gururu müdafaa için siyasi hayata girmeye mecbur kalmıştı.
Aynı zamanda Bulgar komiteciler ile temasta bulunuyordu. Ve Balkanlarda hazırlanan feci hâilenin (olayların) korkunç mahiyetini idrak ediyordu.
Esasen basit bir adamdı. Fakat Bulgaristan'ın İslam ve Türk unsurunun mukadderatı üzerinde oynadığı siyasi oyunlar, bu hamiyetli Türk'ün zihnini iyice açmıştı. Ve tabii olarak Bulgaristan'daki Türk partizanlarına iltihak ederek milli hukuk ve gururu müdafaa için siyasi hayata girmeye mecbur kalmıştı.
Ruhunun mayasını teşkil eden kalenderlikten (alçakgönüllükten) hiçbir şey değişmemişti. Rengi solmuş redingotunun altına, sık sık yıkanmaktan bir hayli kısalmış olan beyaz keten pantolon giymekten zerre kadar çekinmiyor. Kolalı Frenk gömlekle, Hama kumaşından dikilmiş devrik yakalı mintan arasında da hiçbir fark görmüyordu.
Parası olduğu vakit Yunyo birahanesinde, arkadaşlarının masalarına iştirak ediyor (katılıyor), züğürt zamanlarında da, Kristal birahanesinin arkasındaki bakkal dükkanında boş fıçılar ve sandıklar yığılmış olan sundurmada bir iki kadeh çakıştırmakta da hiçbir beis (sakınca) görmüyordu.
En sıkıntılı anlarında bile neşesini kaybettiği görülmüyordu. Açık, serbest ve hiçbir külfet ihtiyar etmeden söz söylüyordu. Muhatabı kim olursa olsun, ezile büzüle teşrifata (merasime) riayet (uyma) kaydıyla konuşmuyordu. Gerek hitaplarında ve gerek cevaplarında, çok samimî idi. Hatta biraz teklifsiz de denilebilirdi. Fakat hiçbir zaman, nezaketsiz değildi. En hayrete şayan olan tarafı ise, herkese müsavi (eşit) muamelede bulunmak ve hatta hiç çekinmeden laubali davranmakla beraber, yine herkesin hürmetini celbetmesi idi.
Çehresinin teşkilâtı itibariyle, ilk bakışta soğuk ve azametli gibi görünüyordu. Fakat küçük bir temasta, samimiyeti anlaşılıyordu.
Bilhassa Talât Efendi, hapishanenin o loş ve kuytu köşelerinde sefil ve perişan düşünürken, artık istibdat ile mücadeleye karar vermişti.
Talât Efendi, Selânik’e geldiği zaman oldukça olgunlaşmıştı. Çünkü Edirne hapishanesinde vaktini boş geçirmemiş, umumî malûmatını artıracak şeylere çalışmıştı.
İnkılâp tarihine karışan meşhur şahsiyetler arasında en dikkate şayan (değer) olan bir sima varsa, o da hiç şüphesiz ki Talât Paşa’dır.
Bu zat, nevi şahsına münhasır olan (kendine özgü) insanlardandı. Taban (yaradılış bakımından) ve ruhen, -en kuvvetli manasıyla– kalender (alçak gönüllü) yaratılmıştı. Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşundan yıkılışına kadar gelen ve geçen binlerce devlet ricali (adamları) içinde onun kadar aslını, tabiat ve itiyatlarını (alışkanlıklarını) muhafaza eden olmamıştır. Bu itibarla onun umumî ve hususî hayatında, inkılâpçıların hiçbirine benzemeyen bir hususiyet vardı.
Sultan Hamit, 3’üncü Ordu mıntıkası dâhilinde, gizli bir hareketin uyandığını haber almakta gecikmedi. Meselenin inceden inceye tahkiki için el altından hafiyeler ve aşikâr olarak da bazı yaverler gönderdi.
Bu tahkikat, bir noktaya dayandı. Bütün şüpheler, Masonlar üzerinde toplandı. Bunların arasında Talât Bey’de vardı.
Tahkikat bu noktadan derinleştirilmiye başlayınca, Talât Bey’in mensup olduğu Masedovan Rizorta Locası’nın üstadı olan Manoel Karasu telâş etti ve tahkikatın kendilerine ait kısmını, bir kurnazlıkla atlatmak istedi. Talât Bey’e:
— Haydi. İstanbul’a gidelim. Cesur görünmekle, üzerimizdeki şüpheyi silelim, dedi.
Talât Bey bu fikri derhal kabul etti. Zaten oda İstanbul’u şöylece dolaşarak hürriyetperverlerden olan bazı mühim zevatla görüşmek fikrindeydi.
Kalktılar, İstanbul’a geldiler. Evvelâ, Sahip Molla ile görüşmek istediler ve bu zatın, Yerebatan’daki konağına müracaat ettiler. Hâlbuki bu zat bir hayli zamandan beri hürriyetperverlik ithamı altında bulunuyordu. Ve konağı da, mütemadiyen saray hafiyeleri tarafından tarassut ediliyordu (gözetleniyordu).
Hafiyeler, derhal şüphelendiler. Talât Bey’le Manoel Karasu’yu tevkif ederek Yıldız Sarayı’na gönderdiler. Saray’da çarçabuk bir heyet teşekkül etti. Bu iki şüpheli şahıs, isticvap edildi (sorguya çekildi).
Karasu, bu sorguda cidden zekâsını gösterdi. Kendisinin Mason olduğunu büyük bir safiyetle itiraf etti. Fakat cemiyet hakkında sorulan sualleri, mahir bir aktör gibi kat’î jestlerle inkâr ederek heyet erkânına kanaat verdi. Hatta ayni maharetle, Talât Bey’in üzerindeki şüpheleri de tamamıyla sildi.
Bu isticvap (sorgu) esnasında geçen bir sahne vardır ki, kayda şayandır. Heyet arasında, sarayın en korkunç şahsiyetlerinden addolunan meşhur Sakallı Mehmet Paşa da bulunuyordu. Tam manasıyla kara cahil olan bu adam, Manoel Karasu’ya şöyle bir sual sordu:
— Mason, ne demektir?
— Karasu, hiç tereddüt etmeden, gayet tabi bir lisan ve eda ile cevap verdi.
— Mason demek, insan-ı kâmil, demektir.
Sual devam etti:
— Bunların, gizli bir takım işaretleri varmış. Bir mecliste birbirlerini gördükleri zaman tanırlarmış.
İçkiye iltifat ediyordu. Fakat hiçbir zaman muayyen (belli) olan hududu tecavüz etmiyor (aşmıyor), bilhassa (özellikle) sarhoşluktan hoşlanmıyordu.
Herkesle dost ve ahbaptı. Fakat en mümtaz ve güzide şahsiyetlerden mürekkep hususî bir muhiti vardı. En samimî dostlarından biri, Selânik Rüştiye Mektebi Fransızca muallimi Yüzbaşı Naki Bey, diğeri de Selânik hastanesi müdürü Mithat Şükrü Bey’di.
Gayesine son derecede merbuttu (bağlıydı) . Cemiyet teşekkül ettikten sonra, yapılacak işlerdeki muvaffakiyete tamamıyla kani bulunuyordu (inanıyordu). Hatta meşguliyetlerine mâni olacağından korkarak annesini Edirne’den getirtmediği gibi, evlenmekten de içtinap ediyor (çekiniyor), hayatı bekârlık ve yalnızlık içinde geçiyordu.
O tarihte Selânik, tam bir eğlence muhiti (çevresi) idi. Hatta İstanbul’dan çok fazla hürriyet havasına malikti. Bekârlar, mebzul (bolca) fırsatlardan bol bol istifade ediyorlar, her gece şehrin muhtelif muhitlerinden kendilerine eğlence âlemleri yaratıyorlardı. Fakat Talât Bey böyle şeyleri aklından bile geçirmiyor, bütün hayatını tarikatının umdelerine (prensiplerine) hasreden (veren) dervişler gibi, mefkûresini (idealini) işgal eden inkılâptan başka hiçbir şey düşünmüyordu.
Halk arasından yetişen birçok büyükler gibi, fıtraten hatip değildi. Hatta çok söz söylemeyi de sevmiyordu. Az fakat temiz söylüyordu. Sözlerine, bazen nükteler ve fıkralarda ilâve ediyordu. Meclisi ârâ (meclis süsleyen) dedikleri şen ve şatır (keyifli) insanlardan değildi. Fakat bulunduğu meclislerde, huzurundan âdeta bir zevk duyuluyordu.
Çehresinin teşkilâtı itibariyle, ilk bakışta soğuk ve azametli gibi görünüyordu. Fakat küçük bir temasta, samimiyeti anlaşılıyordu.
Halk arasından yetişen birçok büyükler gibi, fıtraten hatip değildi. Hatta çok söz söylemeyi de sevmiyordu.
Az fakat temiz söylüyordu. Sözlerine, bazen nükteler ve fıkralarda ilâve ediyordu. Meclisi ârâ (meclis süsleyen) dedikleri şen ve şatır (keyifli) insanlardan değildi. Fakat bulunduğu meclislerde, huzurundan âdeta bir zevk duyuluyordu.
İçkiye iltifat ediyordu. Fakat hiçbir zaman muayyen (belli) olan hududu tecavüz etmiyor (aşmıyor), bilhassa (özellikle) sarhoşluktan hoşlanmıyordu.
Herkesle dost ve ahbaptı. Fakat en mümtaz ve güzide şahsiyetlerden mürekkep hususî bir muhiti vardı. En samimî dostlarından biri, Selânik Rüştiye Mektebi Fransızca muallimi Yüzbaşı Naki Bey, diğeri de Selânik hastanesi müdürü Mithat Şükrü Bey’di.
Gayesine son derecede merbuttu (bağlıydı) . Cemiyet teşekkül ettikten sonra, yapılacak işlerdeki muvaffakiyete tamamıyla kani bulunuyordu (inanıyordu). Hatta meşguliyetlerine mâni olacağından korkarak annesini Edirne’den getirtmediği gibi, evlenmekten de içtinap ediyor (çekiniyor), hayatı bekârlık ve yalnızlık içinde geçiyordu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Talat-Enver-Cemal Paşalar
Alt başlık:
Yakın Tarihin Üç Büyük Adamı
Baskı tarihi:
Haziran 2011
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056222702
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Akıl Fikir Yayınları
Ankara: 2.Şubat.1943
Azizim Ziya Şakir,
Gönderdiğiniz iki eserinizi büyük memnunlukla aldım. Fatihi tefrikahalinde tamamen takib etmiştim.
Talat, Enver, Cemal Paşalar namındaki çok değerli eserinizi de dikkatle okudum. Tebrik ederim. Herhalde bu üç zatın ruhları bize hitab etmiye muktedir olsalardı son zamanda kendilerine de ederlerdi. Bunların içerisinde en çk tanıdığım ve sevdiğim Talat paşadır. İstanbuldan ayrılırken yazdığı mektubun klişesini Tasviri Efkarda okuduğum zaman gözlerim yaşardı. Bu feragatli İnkilab çocuğunu yeni nesle siz tanıtmış oldunuz. Bayana, size çok, pek çok selamlar.
Celal Bayar

Kitabı okuyanlar 33 okur

  • Aynur Deveci
  • Muhammed Ali Sayın
  • SEDA YAKUT
  • Enes Saraç
  • Ali Doğan
  • Ömer Bayer
  • Deniz B.
  • Adm
  • Muhammed Emin Akkaya
  • Vural haci

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%40 (4)
9
%10 (1)
8
%30 (3)
7
%10 (1)
6
%10 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0