The Decay of Lying

·
Okunma
·
Beğeni
·
560
Gösterim
Adı:
The Decay of Lying
Baskı tarihi:
15 Aralık 2016
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9781847496829
Kitabın türü:
Dil:
English
Ülke:
United States of America
Yayınevi:
Alma Publisher
Baskılar:
Yalanın Yozlaşması
The Decay of Lying
In the library of a country house in Nottinghamshire, Vivian is writing an article about the importance of lying, when he is interrupted by Cyril, who tries to tempt him away, but instead is drawn into a discussion about art, nature, literature and imagination.

The Decay of Lying sees Wilde explore his deepest preoccupations about the relationship between life and art, and examine the work of such writers as Shakespeare and Balzac.
180 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Gerçekten okuması zor bir kitaptı. Dorian Grayı'ı okuyan bilir sürekli Lord Henry'iye maruz kalmak çok sinir bozucu oluyor. Yanlış olarak nitelendirdiğin şeylerin baş tacı yapılması katlanılmaz. Bi de bunu en bilgili insan, bilgisine erişilemeyecek birisi yapınca can sıkıcılık katlanıyor(Bence Oscar Wilde egoist ve karakterleri de hep öyle oluyor.). Yalanın güzelliklerini göz önüne sererken eğitimsizliğin övülmesi, dürüstlüğü, doğruluğu aşağılaması… Bir yerde ters psikoloji yapıyor, bazı yerde yapıyor mu acaba diyorsun. Maskeleri, maskenin arkası gerçekten daha çok sevmesi bana çok bencilce geldi. Zaten onun amacı da bu insandaki kötü niyeti ortaya koymak. Sanırsam bu da beni bu adamı izlemeye sevk ediyor. Freud’u seviyorum; Oscar Wilde’ı, Otomatik Portakalı, Sinekler Tanrısını… sevmememi sağlayan şeyde bu sanırsam. İnsanın doğasındaki ama hep şeytana atfedilen kötülüğün olduğunu gösterdikleri için. Kötü olduğumu kabul etmek için değil bunu bilip de iyiye yönelmek için seviyorum. Savaşmamız gerek şeyi gösterdikleri için seviyorum. Kitapta bunu şöyle yorumluyor; her insan günaha meyillidir. Bunu bir kez kendine itiraf ettiğinde daha fazla günahın arkalara saklandığını görecek ve pişman olacaktır. İnsanın içindeki kötülüğe o kadar güzel tasvir ediyor ki anlatamam. Zaten çok iyi anladığımda söyleyemem çoğu şeyi kaçırdım. Yunan mitolojisini defalarca okumama rağmen buradaki her kişiye nerdeyse yabancı kaldım. Tarif edilmez bir entelektüelin kitabı. Sanat tarihi bilgisi istiyor, yunan mitoloji bilgisi istiyor, İngiliz edebiyatı bilgisi istiyor. Bu yüzden çoğu güzel tasvirin içine dalamadım, buğlu cam arkasından seyretmekle yetindim. Gerçekten bu kitabın içine girmek istiyorsanız sanat, edebiyat , yunan mitolojisi geçmişini bilmelisiniz.
Sanat, sanat için midir? Sanat, toplum için midir? Kitabın ana fikri; sanat, sanat içindir. Bunu öyle güzel kanıtlıyor ki bazen sanattan soğuyasınız geliyor. Sanat, sanat için olunca sanattan kimse bir şey ispatlamasını, ahlak dersi vermesini, yön göstermesini beklememelidir. Sanat görünmez güzellikleri görünür yapar. Hatta sanat hayata hayatın ona verdiğinden daha fazla yön veriyor. Bu yüzden bir sıkıntı da; sanatın ahlak kuralları altında şekillenmesidir. Ve bu da tarihi etkiler. Tarihi ahlak kurallarına uygun mükemmelleştirerek yazılması sanatı baltalamıştır. Kötü karakterlerde tarihin bir parçası, piyesin bir figürüdür. Onlarsız sahne alınamaz.
Bye Bye Türkçeyi okumuşsanız şahsen ben bitirmemiştim dilin ne kadar önemli olduğunu görmüşsünüzdür. Oscar Wilde da bunu vurguluyor. Dildeki kelimelerin sanatı desteklemesi gerekiyor. Şuan düşününce Türkçede sanatı eleştirecek günlük kelimeler dışında çok az kelime var.
Gelişim için eleştiri gerek. Eğer yeniler bir öncekini eleştirmezse yeniler de öncekilerin kopyası oluru. Bu da yaratıcılık değil taklittir, diyor yazarımız. Yaratıcılık ve eleştiriyi karşılaştırıyor ve eleştiri açık fark önde gidiyor.
Hayatın bir fiyasko olduğunu, hayatı mükemmelleştiren şeyin sanat olduğunu söylüyor. Aslında bir yandan haklı bir yandan değil. Dizlere sanat gözüyle bakarsak yaşamamız gerek duyguları orada yaşadığımızdan duygusuz moronlara dönüşüyoruz. Aşkın en tatlı haliyle deliliğe giden hayatlarını dizlerden yaşıyor, tehlikelere intikamlara koşuyoruz. Sokakta dövülen bir kadını koruyacak gücü gösteremezken dizilerde dünyaları kurtarıyoruz. Ama dünyanın en güzel manzarasını bize sanat sunuyor. Gidemediğimiz değil içinde olduğumuz ama göremediklerimiz bize gösteriyor. Tatmadığımız belki de tadamayacaklarımıza ortak ediyor bizi.
Eğitimcileri eleştirdiği bir yer var; bir yerde hak verip bir yerde kendisini bir kaşık suda boğmak istediğim yer. Eğitimciler insanlara bir şeyleri öğretirken (ezberletirken) kendilerini geliştirecek zamanı olmaz bu yüzden eğitimci olmak mı düşman başına…
Konuyu toparlarsak sinirleriniz sağlamsa, entelektüel açıdan da eh diyorsanız okuyun yoksa kendinize de zamanınıza da yazık edersiniz. Ben her yerini çizerek okudum anlayabildiğim kadarıyla sevdim ve bakış açımı bazı konularda değiştirdim diyebilirim.
Eleştirinin olmadığı bir çağ ya sanatın kıpırtısız durduğu, papaz sınıfına ait, katı kurallarla sınırlandırılmış belli biçimdeki eserlerin kopyalandığı bir çağdır ya da içinde hiç sanat barındırmayan bir çağdır.
Oscar Wilde
Sayfa 106 - Zeplin Düşünce

Kitabın basım bilgileri

Adı:
The Decay of Lying
Baskı tarihi:
15 Aralık 2016
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9781847496829
Kitabın türü:
Dil:
English
Ülke:
United States of America
Yayınevi:
Alma Publisher
Baskılar:
Yalanın Yozlaşması
The Decay of Lying
In the library of a country house in Nottinghamshire, Vivian is writing an article about the importance of lying, when he is interrupted by Cyril, who tries to tempt him away, but instead is drawn into a discussion about art, nature, literature and imagination.

The Decay of Lying sees Wilde explore his deepest preoccupations about the relationship between life and art, and examine the work of such writers as Shakespeare and Balzac.

Kitabı okuyanlar 11 okur

  • Smt with H

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0