Tütün, İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sırasında, yaklaşık on beş yıllık bir dönemde, tütün ekip biçerek hayatını idame ettiren Bulgar köylüleri ile tütün fabrikası sahiplerinin yaşantıları üzerinden bir Bulgaristan panoraması çiziyor. 1920’lerden başlayarak, İkinci Dünya Savaşı öncesinde ülkenin ve halkın durumunu, savaş patlak verdikten sonrasında da savaşın Bulgaristan’da neden olduğu tahribatı ve yaşanan siyasi olayları aktarıyor Dimov. Çok sık okuduğumuz bir konuya bu kez pek fazla bakmadığımız bir pencereden, Balkanlar’dan bakmak ilginç ve çok hoşuma giden bir okuma deneyimi oldu benim için.
Romanı çok sevmemin iki sebebi var. Birincisi, genelde toplumcu gerçekçi romanlarda görmeye aşina olduğumuz, tamamen iyi ya da baştan aşağı kötülüğü temsil eden karakterlerin aksine, Dimov’un karakterleri çok gerçekçi. Özellikle, aslında çok güçlü ve kendi ayakları üzerinde duran bir kadın olmasına rağmen, kendi içinde sürekli gelgitleri olan, bir yandan zaaflarını yenmeye çalışırken diğer yandan her insan gibi farkında olduğu kötü yanlarını aşamayan ama içinde hep iyi ve kötünün çatışmasını yaşayan baş karakter çok hoşuma gitti. İyi ve kötü yanlarıyla karakterlerin iç dünyaları ve ruh halleri o kadar güçlü tasvir edilmiş ki okurken her biriyle ve bir karakterin her yönüyle empati kurabiliyorsunuz. Yazar, karakterleri bu şekilde çok boyutlu yaratabilme yeteneğinin yanı sıra, farklı sosyal sınıflardan, farklı geçmişlere sahip karakterleri seçerek de oldukça geniş bir yelpazede, toplumun farklı katmanlarını dahil ederek örmüş hikayeyi. Yazarın karakterler konusundaki başarısı akıcı anlatımıyla birleşince, uzun bir metin olmasına rağmen okurun ilgisini hep canlı tutan bir roman çıkmış ortaya. Yazarın dili ve kitaptaki doğa tasvirleri de ayrıca hoşuma gitti. Çok sevdim.
Eseri,